30 Kasım 2016 Çarşamba

El-Bab civarında Suriye ile savaş riski

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "Suriye'ye Esad'ı devirmeye girdik" sözlerinden sonra bambaşka boyutlar kazanan Fırat Kalkanı Harekâtı'nda kritik bir eşiğe gelindi. Doğu Halep'i silahlı grupların elinden almaya başlayan ve Halep savaşını kısa sürede bitirebilecek gibi gözüken Suriye ordusu, kuzeye, El-Bab'a doğru güç kaydırabilmeye başladı. Üstelik orada YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile birlikte hareket ettikleri görülüyor. Böylece El-Bab'a, kimilerine göre beş, kimilerine göre üç-dört kilometre yaklaştılar.

Bunun anlamı: Suriye ordusu ile Türkiye ve desteklediği ÖSO kuvvetleri her an doğrudan çatışmaya girebilir. Yani Türkiye, Rusya desteğindeki Suriye ile resmen savaşmaya başlayabilir.

Elbette kesin olarak teyit edemediğim, ancak daha önce bizi yanıltmamış kaynaklardan bir-ikisinde gördükten sonra bu şartlarda güvenebildiğim verilere dayanarak iki harita hazırladım. İlkinde Suriye ordusunun, Efrin Kantonu'nun silahlı güçleriyle anlaşma halinde ve muhtemelen Halep'ten güç kaydırarak sağladığı ilerleme ve genel durum görülüyor.


İkinci harita, El-Bab'ın hemen yakın çevresinde olabileceklere dair fikir verme amacı güdüyor. Duvar'a yazdığım yazı ışığında bakılırsa, muhtemel gelişmelere, özellikle mevcut risklere dair daha çok fikir verebilir.


28 Kasım 2016 Pazartesi

Tahir Elçi için

Eğer olabildiğince özgür ve eşit, olabildiğince iyicil ve diğerkâm yaşamak isteseydik, bize en çok lazım olacak insanlardandı Tahir Elçi. Onun gibilerin varlığı, onuru ve cesareti, azmi ve becerisi, zalimlerin, kötülerin, muktedirlerin en çok nefret ettiği ve korktuğu şeydir. Tahir gibiler zorbaları korkutur, işini kan dökerek görmek isteyenlerin işini bozar. Bu yüzden öldürdüler.



Bu cesur ve yorulmak bilmez avukatın, bu iyi ve değerli insanın öldürülüşünün ilk yılında, Diyarbakır'daki anma gecesi başta, onun anısına düzenlenen çeşitli faaliyetlerde gösterilmek üzere, yâdetme, hatırlama, özlem giderme, özlemin giderilemeyecek oluşunu bir daha idrak etme, hazmetme; tanımayana, Tahir Elçi kimdir, o gidince neler eksik kaldı, ucundan kıyısından azıcık çıtlatma; velhâsıl yoksunluğu tarif etme ve paylaşma maksadıyla bir kısa film hazırladım.

Türkân Elçi, kendi yazdığı metni seslendirdi. Görüntüleri ve sesleri, Sinem Babul ve Rabia Çetin, Tahir Elçi anısına hazırladıkları belgesel için çektiler veya topladılar. Çoğu görüntü, Diyarbakır Barosu arşivinden. İMC TV'den alınan da var. Fırat Alkış, hazırlanan belgesel için bir parça besteledi; ancak bazı kısımlarını kullanabildim. Filmin tasarımı ve kurgusu da haliyle bana ait.

21 Kasım 2016 Pazartesi

İtirazımız var

#BenimdeİtirazımVar

Bu toprakların ortak sahibi olan bizler;
AKP, CHP, HDP, MHP ya da başka partilere oy veren
Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Laz, Arap, Roman, Süryani, Müslüman, Hristiyan, Musevi, Sünni, Alevi,
inançlı, inançsız bütün yurttaşlar,
barış ve huzur içinde yaşayabileceğimiz bir ülke istiyoruz.

Savaş istemiyoruz, şehit istemiyoruz, çocuklarımızın ölmesini, öldürmesini,
birbirlerine silah çekmesini istemiyoruz.
Düşman cephelere bölünmek,
kardeşliğimizi, ortaklığımızı yitirmek istemiyoruz.
Ne darbe, ne vesayet. Ne diktatör, ne terör!
İşimizde gücümüzde, huzur içinde, özgür yaşamak istiyoruz.

9 Kasım 2016 Çarşamba

Trump’a kimler ne kadar oy verdi?

ABD başkanlık seçimleri dünyayı şok eden bir sonuç verdi: Irkçı, cinsiyetçi, terbiyesiz, yalancı, şımarık bir zengin dünyanın en güçlü devletinin başına geçti.

Amerikan basınında yeralan kamuoyu araştırmaları hepimizi yanılttı, ayrıca koskoca ABD devletinin böyle bir adama emanet edilmeyeceğine dair öngörülerimiz, yani “üst akıl”a bol keseden duyduğumuz “güven” boşa çıktı. Şahsen, Donald Trump’ın önünün bir şekilde kesileceğini, sevilmeyen bir siyasetçi olmasına rağmen Hillary Clinton’ın kazanacağını sanıyordum. Eş-dost sohbetlerinde Trump’ın imkânı yok kazanamayacağına dair laflar ettim, bu laflara muhatap kalmışlardan özür dilerim.

İç âlemini pek de iyi bilmediğimiz Amerikan toplumu hakkında, insanlık tarihinden uzay araştırmalarının derinliklerine her konuda söz söyleme yetkisine sahip kılınmış Türk köşeyazarı müessesesi mensupları başta, birçok insan atıp tutuyor. Nâçizâne, önce bir ne olduğunu anlayalım derdindeyim.

Aynı derdi paylaşanlar için, Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung’un yayımladığı seçim sonrası kamuoyu araştırmasının sonuçlarını size aktaracağım.

(Aktaracaklarımla birlikte okumanız halinde tabloyu tamamlamaya yarayacak iki yazı:
Mehveş Evin, "Trump: Okumamışın okumuştan, taşranın şehirden intikamı"
Murat Sevinç, "İzmir, Antalya, Beşiktaş ve Kadıköy Clinton’a oy verdi...")

AZINLIKLAR • Trump alenen ırkçı. Fakat azınlıklardan ona oy verenler yok değil. Evet, azınlıklarda Demokratların ezici üstünlüğü var, ama ilgi çekici -veya tuhaf- olan, bu desteğin 2012’den bu yana gerilemiş olması.
2012’de siyahların % 93’ü Demokratlara oy vermiş, şimdi % 88’i. Cumhuriyetçilere oy veren siyah oranı ise 2012’den bu yana % 6’dan % 8’e çıkmış. 2012’de % 71’i Demokratları seçmiş olan Latinoların bu defa % 65’i Clinton’a oy atmış. % 6 daha düşük! Onca hakarete, duvar tehditlerine, aşağılamalara rağmen, Cumhuriyetçilere oy veren Latinoların oranı % 27’den % 29’a çıkmış. Asyalılardaki artış daha fazla: % 26’dan % 29’a. 2012’de Asyalıların % 73’ü Demokratlara oy atmış, şimdiyse % 65’i.

5 Kasım 2016 Cumartesi

Musul cephesinden haberler

Musul harekâtı konusunda Türk medyasında abartılı, çelişkili, birbirini tutmaz ve daha çok temenniye dayanan lakırdılar haber niyetine ardarda diziliyor. 5 Kasım akşamı itibarıyla vaziyete dair fikir verebilecek bazı olguları özetliyorum.

Irak ordusu, özel kuvvetleri, Irak polisi ve sıcak çatışmanın ne kadar yakınında/uzağında kaldıkları tam anlaşılamayan Amerikan özel kuvvetleri esas olarak şehrin doğusuna yükleniyor. Bu kuvvetler şehrin dış mahallelerindeki "İslâm Devleti" örgütü savunmasıyla birkaç yerde çatışıyor. Ve karşılaştıkları zorlu direnişe rağmen yavaş da olsa ilerliyorlar.

4 Kasım 2016 Cuma

4 Kasım şuursuzluk ve acımasızlık bayramı

Aşağıdaki fotoğrafın orijinalini Duvar'ın "HDP protestolarına polis müdahalesi" haberinden alıp kesip biçtim, üzerinde oynadım ve 4 Kasım'ın tasviri, belgesi olsun diye buraya koyuyorum. (Fotoğrafçı belirtilmemişti, bu yüzden adını zikredemedim, bildiren olursa hemen eklerim.)


4 Kasım ileride, akıl ve vicdanla donanmış, aydınlık bir Türkiye'de şuursuzluk, gaddarlık ve acımasızlık bayramı olarak kutlanacaktır muhtemelen. Türkiye'de yaşayan milyonlarca insanın bugününü, kimbilir kaç kuşağın yarınını ziyan ediyorlar, koca ülkeye yazık ediyorlar. Diyecek söz bulamıyorum.

Karımı nasıl dövüyorsam bombayı öyle atarım

Suudi Arabistan Krallığı’nın Birleşmiş Milletler temsilcisi, ülkesindeki rejimi, ülkesinden taşıp başka coğrafyalara da uzanan zihniyeti, “normal” kavramının izafîliğini ve kendi ahlâk âleminde büründüğü sevimliliği, insanın cibiliyetsizliğini, rezilliğini… hep birlikte ortaya koymayı başardı.

Büyükelçi Prens Abdullah el-Suud, on bin insanı öldürdükleri, binlerce insanın açlıktan ölecek hale gelmesine yolaçtıkları sersefil Yemen Harekâtı hakkında gazetecilerin sorularını cevapladı. The Intercept’in muhabiri, büyükelçiye, kullanımı yasaklanmış olan misket bombalarını atmaya son verip vermeyeceklerini sordu. El-Suud, -gülerek!- şöyle cevap verdi: “Bu, ‘Karınızı dövmeye son verecek misiniz?’ gibi bir soru.”

Muhabirler, muhtemelen yaşadıkları şoku atlattıktan sonra büyükelçiyi misket bombaları konusunda biraz daha sıkıştırdılar. El-Suud bunun üzerine de, “Siz siyasî operasyon elemanlarısınız,” dedi. “Ben siyasetçi değilim.”

1 Kasım 2016 Salı

Aydın Abi bi tanedir

Cumhuriyet'e baskın, halihazırdaki iktidar koalisyonunun tuttuğu yolun nerelere uzanabileceğini gösteriyor. Bugünün gaddar güç sahipleri dahil kimsenin sağ salim sonuna ulaşabileceği bir yol değil bu. İşin siyasî boyutunu tartışabilir, öngörülerimizi ortaya sürebiliriz. Ama bir bir zulmün hedefi yapılan insanlarımız için dertlenirken, serinkanlılık gerektiren işlere girişmek kimsenin içinden gelmiyor.

Benim gibi, tanıyanlar, ayrıca, bu işleri Aydın Abi'siz yaparken çok sıkıntı çekeceklerdir. Üzüntü bir yana, onun özgürlüğünden yoksun, zor şartlarda bulunuşuna kafayı takmak bir yana, sıcaklığından, enerjisinden, hak-adalet mücadelesini herhangi bir insanın en sıradan gündelik davranışı suretine büründürmüş oluşunun rahatlatıcı tesirinden yoksun kalmak insanı sarsar. Sağlığıyla ilgili mücadeleler verdi yakın zamanda. Kendini etrafa yük etmeden. En sıkışık zamanda en dar yeri gülümsemesiyle genişletebilir.

19 Ocak anmalarından birinde Halil Ergün, "Ne zaman bir protesto, direniş veya mücadele için biryerlere gitsem," demişti, "hep Aydın'ın sırtını gördüğümde kendimi güvende hissettim. Çünkü onun peşinden gidiyorsam doğru bir yerde olduğumu, haklı bir iş yaptığımı bildim." Aydın Abi, yanlış anlaşılmasın, haykırarak kitleleri peşinden sürükleyen çelik gibi lider karakterinin vücut bulmuş hali değildir. Aydın Abi, Aydın Abi'dir; yanlış yapabilen, abilik taslamayan, bunu aklından bile geçirmediğini her an hissettiğin bir dost adam: Gülüşürsün, espriyi, hınzırlığı, gülmeyi sever; tartışırsın, akıllar fikirler yürütmeyi, tartışmayı sever; beraber yollar bulursun, beraberliği, dayanışmayı, kolektifliği sever; anlaşamadığında anlaşamazsın, sevgisini buna karıştırmaz, neyse odur, kandırmaz. Demokrasi ve çoğulculuk fikrini, ruhunu sindirmiş, benimsemiş, hayat ve mücadele ölçüsü kılmış ender Türkiyeli'lerdendir.

Yakın arkadaşları, dostları, bizler için ne ifade ettiğini kısa yoldan anlatmaya kalktım, o kadar çok şey söylemek gerekti ki, anca "Aydın Abi bi tanedir" diye tweet atabildim. (Onun üzerine de toplumumuzun lağım tabakasından bin türlü küfür-hakaret yağdı.) Burada da bunu tekrarlamak istedim. Cumhuriyet baskınında gözaltına alınan başka ahbaplarıma, tanıdıklarıma da buradan selamlarımı göndereyim. Bilesiniz ki aklımız sizde. Kabul edilemez haksızlıklar telafi edilemez felaketlere dönüşmeden bu cinnet halinin bir an önce yatışmasını ve hepinizin serbest bırakılmasını diliyorum.

27 Ekim 2016 Perşembe

Beyaz Saray'a göre öyle bir mevzu geçmemiş

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'nın ordusu ve desteklediği silahlı gruplar marifetiyle Suriye'de girişeceği operasyonlara dair net konuştu. Erdoğan, önce El-Bab'a yürüneceğini, Menbic'ten YPG'nin çıkmaması halinde oraya girileceğini, El-Bab harekâtının Rakka'ya uzanacağını ileri sürdü. Başbakan Binali Yıldırım ve Millî Savunma Bakanı Fikri Işık da bu iddiaları destekler mahiyette sözler ettiler.

Söylenenlere bakarsak, ortada bir harekât planı var, ötesi berisi düşünülmüş; üstelik Ankara mevcut şartlarda bu planı uygulayabilecek ilişkileri kurmuş, onayları almış veya, dahası, bunu tek başına uygulayabilecek kudret ve imkâna sahip.

Cumhurbaşkanı ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sanki yarın sabah kalkışacağı bu harekâta ilişkin sözkonusu plandan ABD Başkanı'nı da haberdar ettiğini açıkladı. Erdoğan telefonla görüştüğü Obama'ya bunları söylemiş. Obama ne cevap vermiş? "Buyurun tabiî, durduğunuz kabahat" mi demiş? Veya, "katiyen olmaz" diye itiraz mı etmiş? Bilmiyoruz. Cumhurbaşkanı açıklamadı.

Beyaz Saray'a bakılırsa açıklayamazmış zaten. Zira Erdoğan bize "ona söyledim" dediği şeylerden Obama'ya sözetmemiş, Foreign Policy'nin aktardığına göre. Beyaz Saray'dan sözkonusu telefon görüşmesine dair yapılan açıklama, "El-Bab'a gireriz, Menbic'ten çıkarız, sonra ver elini Rakka" yollu hiçbir şey içermiyor. Bunlar konuşulduğu halde Beyaz Saray "o mevzu geçmedi" der mi?

21 Ekim 2016 Cuma

Fırat Kalkanı, Kürtlere yöneldi,
yeni "hava krizi" kapıda

Fırat Kalkanı Harekâtı'nın amaçları konusu gün geçtikçe ilginç boyutlar kazanıyor. Esas hedef "güvenli bölge" oluşturmaksa amaçların bulanıklaştığını, yok eğer, bütün maksat Kürtlerin etkinlik alanını kısıtlamaksa bunların giderek netleştiğini söyleyebiliriz. Şu anda görünür gündelik somut hedef, öyle anlaşılıyor ki, YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ilerleyişini durdurmak ve onlara olabildiğince fazla zayiat verdirmek. TSK desteğinde hareket eden Suriyeli silahlı muhalif grupların bu şekilde, ülkeleriyle ilgili hedeflerini bir yana bırakıp bütünüyle Ankara'nın gündelik askerî hedeflerine tâbi davranmaları başlı başına ilgi çekici bir mevzu, o da ayrı.

[ EK / 17:30 / FIRAT KALKANI'YLA HALEP'E DOĞRU MU? • Ankara'nın desteklediği silahlı gruplardan Nureddin el-Zengi Tugayları ve Feylak el-Şam, hem de Fırat Kalkanı Harekâtı'nı ismen zikrederek, "yeni safha"ya geçileceğini, Suriye ordusunu kuşattığı Doğu Halep'ten püskürteceklerini ileri sürdüler. TSK destekli grupların, Fırat Kalkanı ile ele geçirilmiş bölgeden hareket edip Suriye ordusuyla çarpışmaya girmesi halinde neler olur, düşünmek bile ürpertici. Üstelik böyle bir harekâtın, İdlib'den Fetih Ordusu'nun Halep'e doğru girişeceği bir operasyonla birlikte yürütüleceği iddiaları da var. Kimileri, böyle bir durumda Türk ordusunun Halep'e ilerleyecek ÖSO'cuları açıktan desteklemeyeceğini söylüyor. Ancak bu, Ankara'yı işin dışında tutmaya yetecek mi? Provokasyonun bu kadarı göze alınacak mı? ]

ŞAM'IN UYARISI, MOSKOVA'NIN TAVRI • 19-20 Ekim gecesi, gözde medya tabiriyle "bir ilk yaşandı", Türk jetleri ve topçusu, Fırat Kalkanı Harekâtı'nın başlamasından bu yana ilk defa Efrin Kantonu'nu, SDG güçlerini doğrudan hedef aldı. Böylece TC savaş uçakları Suriye hava sahasına "DAİŞ'le mücadele" ile alâkası olmayan bir sebeple girmiş oldu. Şam yönetimi, bunun tekrarlanmasına izin verilmeyeceğini ilan etti, hava sahasına izinsiz giren savaş uçaklarını "eldeki bütün imkânları kullanarak düşüreceğini" duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da, "Türk Hava Kuvvetleri'nin Suriye'nin kuzey bölgelerinde düzenlediği söylenen hava saldırıları nedeniyle çok endişeliyiz", dedi. "Anladığıma göre bu saldırılar Kürtlerin yaşadığı bölgelere düzenleniyor." Lavrov'a Şam'ın "bir daha girerlerse düşürürüz" tehdidini de sordular, "Suriye egemen bir devlet" cevabını verdi.

SDG'Yİ DURDURMA • 19-20 Ekim gecesi havadan ve karadan bombalanan yerlerde SDG'nin ne kadar kayıp verdiğine dair rakamlar aşırı derecede farklı. Ankara'ya göre 160-200 arası "YPG-PKK savaşçısı" öldü, SDG'ye göreyse can kaybı 10'dan fazla değil. (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne -uluslararası kısaltması SOHR- göre 11 kişi.) Ancak binaların, yerleşim yerlerinin (köylerin) bombalanması, elbette SDG güçleri için ekstra alarm durumu yaratıyor. Daha önemlisi, El-Bab'a doğru giriştikleri harekâta sekte vuruyor. Öte yandan, Türk Silahlı Kuvvetleri ve desteklediği ÖSO kuvvetlerinin de El-Bab'a doğru kayda değer bir ilerlemesi görülmüyor. Bunlar daha çok SDG'yi durdurmaya ve Efrin Kantonu'ndaki çeşitli yerleri bombalamaya -veya almaya- çalışıyorlar.

Bugünkü gelişmeler

O gece yaşananları haritalı olarak aktarmaya çalışmıştım. Bugünkü yeni haritada, TSK ile ÖSO'nun 21 Ekim günü hedef aldığı yerler, ilaveten, SDG'nin harekâtına dair bir-iki ayrıntı yeralıyor.


TSK+ÖSO ATAKLARI • Tel Rıfat, üç gün önce ÖSO'nun "askerî bölge" ilan edip SDG'den boşaltmasını istediği büyük köy. Bugün TSK buraya topçu ateşi açtı. ÖSO'nun elindeki Mare'nin hemen batısında bulunan Şeyh İsa da hem TSK hem ÖSO tarafından top ateşiyle hedef alındı. Ümmü Hoş, Hasecik ve Ümmü Kura, dün Türk uçaklarınca havadan vurulan yerler. İlk ikisi bugün de vuruldu. Hasecik, karadan karaya füzelerle, Ümmü Hoş Howitzer toplarıyla. Ümmü Hoş ile Şeyh İsa arasındaki Harbul (Herbul? Herbel?) da yoğun olarak hedef alındı. Burada bir YPG konvoyuna da top ateşi açıldığı ileri sürüldü. YPG, bir savaşçının öldüğünü açıkladı. SOHR'a göre TSK, SDG ve Kürt mevzilerine 70 roket attı. Son haberler/iddialar ise, ÖSO güçlerinin Efrin'in uzantısı durumundaki sarı bölgeye doğru araç konvoylarıyla harekete geçtikleri yolunda (bunlar henüz teyit edilmedi).

SDG HAREKÂTI • SDG'nin El-Bab'a doğru giriştiği harekâtın ilk hedefinin haritada rengi koyultulmuş oval alanla yaklaşık olarak gösterdiğim tepeleri ele geçirmek olduğu söyleniyor. SDG burayı alırsa, artık Efrin'in uzantısı haline gelmiş sarı bölge ile Suriye ordusunun elindeki bölge arasındaki kalacak "İslâm Devleti" örgütü (DAİŞ-IŞİD) güçlerini kıskaca almış, kuşatmış olacak. O bölgedeki Piyade Okulu'nda İD'in önemli bir komuta merkezinin olduğuna dair bilgi kırıntıları ortalıkta dolaştı. Tepelerin El-Bab'a yönelik operasyonlar açısından da kritik olduğu belirtiliyor.

(Belirtmem gereksiz ki, bu bilgileri özellikle askerî açıdan teyit etme, değerlendirme şansım ve bunun için yeterli donanımım yok; işten anlayan birileri yorumlayabilir diye aktarıyorum.)

[ EK / 18:05 / Bianet'in şu haberinde güzel bir toparlama ve ilgili pek çok habere linkler var. ]

20 Ekim 2016 Perşembe

19-20 Ekim - Suriye, TC sınırı, Efrin

19 Ekim Çarşamba'yı 20'sine bağlayan gece Türkiye-Suriye sınırı ve az ötesinde bugüne kadarki en yüksek askerî hareketliliğe sahne oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri, YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri'ni (SDG) doğrudan hedef aldı, TSK destekli ÖSO'cularla SDG bünyesindeki Ceyş el-Suvar ve YPG arasında çatışmalar çıktı. Türk jetleri SDG ve YPG mevzilerini, ayrıca Efrin Kantonu'nda çeşitli yerleri vurdu. Buna karşılık SDG, El-Bab'ı hedeflediği anlaşılan ilerlemesini sürdürdü. SDG'nin ele geçirdiği birkaç köy de hem jetler hem topçu tarafından vuruldu. Bir de, Türk askerlerinin tanklar ve iş makineleriyle Suriye'ye girip güvenli sınır kapısı açma operasyonu var.

Aşağıdaki haritada numaraladığım yerlere göre madde madde aktaracağım.


1 / Türkiye'de Kuşaklı civarı, karşısında Suriye'de Akrabat var. 50 kadar Türk askeri buraya tanklar ve iş makineleriyle girdi, yerel halka, içeriye doğru ilerlemeyecekleri, inşaat işini bitirip çıkacakları yolunda güvence verdiler ve belli ki özel amaçlarla kullanılacak bir sınır kapısı inşa etmeye giriştiler. Bazı kaynaklar Türkiye'nin buradan da askerî harekâta kalkışacağını ileri sürdü, ama inşaat versiyonu geçerli gibi duruyor. Buranın hemen kuzeyinde Atme var; yani "İslâm Devleti" örgütünün iki ayrı bombalı saldırıda 40-50 kişi öldürdüğü yer. Çoğunlukla silahlı grupların elemanlarının barındığı bir mülteci kampının da bulunduğu Atme'nin güvenliğinin sağlanmasından umut kesilmiş olmalı ki, biraz ötesinde böyle bir işe kalkışılmış.

2 / Efrin'in Cindires ilçesine bağlı Der Belût köyü. Türk topçusu geceyarısından sonra buraya 13 atış yaptı. Burada ne vardı, niye burası vuruldu, henüz bilmiyoruz. Aynı ilçede Hemam ve Mele Xelil köylerine de Türkiye'den topçu atışı yapıldı.

3 / Raco ilçesine bağlı Meydan-Ekbis. Türk topçusu yine geceyarısından sonra burayı da vurdu. Efrin'in bu bölgelerinin Fırat Kalkanı Harekâtı ile ilk bakışta alâkası yok. Ama yoksa "sınır güvenliği" denirken Efrin Kantonu'nu kısmen yok etmek de mi hedefleniyor?

4 / Tel Rıfat. ÖSO'cular dün burayı "askerî bölge" ilan ettiler, bugün de topa tuttular. SDG bünyesindeki Ceyş el-Suvar, karşılık verileceğini, top atışının yapıldığı yerlerin hedef alınacağını duyurdu. Gece, Türk topçusu burayı da Fırtına obüsleriyle vurdu.

5 / SDG, doğuya, El-Bab'a (6) doğru ilerlemeye çalışıyor. TSK'nın atakları bu ilerleyişi durdurmayı amaçlıyor. 5 no'lu dairenin civarındaki çeşitli yerleri SDG aldı, Türk Hava Kuvvetleri de buraları defalarca vurdu. Ümmül Hoş ve el-Hasiyye'ye 12 hava akını yapıldığı ileri sürüldü. Ümmül Kura'da TSK jetleri Ceyş el-Suvar kuvvetlerini bombaladı. Fiilen bu durum, SDG ile TSK+ÖSO'nun, İD'in çekildiği her yer için kapışması demek.

6 / El-Bab. Henüz İD'in elinde. TSK ile ÖSO buraya yaklaşık 10 km uzaklıkta. Şimdi SDG (YPG) de yaklaşık aynı mesafede.

Olan bitenin bir kısmı, "El-Bab yarışı"nın gerekleri gibi duruyor ve savaşın akışı içerisinde olağan sayılabilir. Tabiî bu, sonuçları da mâkûl sınırlar içinde kalacak anlamına gelmiyor. Yeni düşmanlıklara, trajedilere kapı açılıyor. Yeni sınır kapısı inşaatı ise, varolanın güvenliğinin sağlanamayışına işaret ettiğinden, sınırda denetlenemeyen, önlenemeyen İD eylemlerinin bundan böyle hep mümkün olacağına delalet. Efrin'e yönelik bombalamaların amacı ve yolaçabilecekleriyse şimdilik meçhul. Türkiye'nin Efrin'le upuzun bir sınırı paylaştığı düşünülürse, bunlar hiç hayra alâmet değil. Gerek görülen her durumda Suriye topraklarına dalınmasının da muhtemelen ilave tatsız yankıları olacaktır.

[ EK / 20 EKİM / 14.25 / Şurada da ek bilgiler var. ]

16 Ekim 2016 Pazar

Dabık'ın kaybı - İD militanı neler diyor?

George Washington Üniversitesi'nde cihatçılık, yabancı savaşçılar ve din sosyolojisi üzerine çalışmış Twitter kullanıcısı Amarnath Amarasingam (@AmarAmarasingam), bağlantı kurduğu bir "İslâm Devleti" örgütü militanına, Dabık'ın düşmesi üzerine neler düşündüğünü sordu. Militanın cevaplarını aktaracağım.

Pek çok yerde yazıldı çizildi, ben de kısaca anlattım, Türkiye sınırına yaklaşık 10 km mesafedeki 3500 nüfuslu Dabık köyü, muhtemelen uydurulmuş bir hadise dayanılarak, İD tarafından, "Kıyamet'ten önceki son savaş"ın cereyan edeceği yer olarak takdim ediliyordu. Ve örgüte özellikle Batı'dan yabancı savaşçı akınında, Kıyamet'ten önceki son savaşta şehit olma arzusu muazzam etkili bir cezbedici motif olarak rol oynamıştı. O kadar ki, İD'in 1400 yıllık İslâm tarihi ve kültüründen seçe seçe dergisine koyduğu isim, Dabık'tı (Dabiq).