28 Temmuz 2016 Perşembe

15 Temmuz'a dair "büyük soru"lar

15 Temmuz darbe girişimine dair aklıma takılan büyük soruları P24'teki yazılarımda ele aldım. ("Büyük soru" diyerek, pek gözde kavramımız "büyük resim"i çağrıştırma peşindeyim.)

İlki, Fethullah Gülen'e bağlı örgütün otuz küsur yıldır nasıl olup da ordu dahil devletin bütün kritik kurumlarında varlığını sürdürebildiğiydi. Bunu geçen yazımda konu ettim: "Sonu bizimki, anladık da, başlangıcı kimin hikâyesi?" Bana can alıcı görünen fakat niyeyse kimsenin sormadığı, sorulduğunda üstünde durmadığı soru şuydu: "Devlet Cemaat’i bünyesinden tamamen temizlemeyi hiç istedi mi?"

Yeni yazımdaysa, 15 Temmuz'a dair öbür büyük soruyu konu etmeye, gerekliliğini ve meşruiyetini göstermeye çalıştım. "Hikâye, anlatılandan ibaret değil" başlıklı yazımda ortaya getirmeye çalıştığım öbür "büyük soru" da şu: Darbeciler, ordu içindeki Gülencilerden ibaret mi?

Buraya, ikinci büyük soruyu besleyen subay ifadelerinden bir-ikisini alacağım.

• SUİKAST-YAKALAMA TİMİ KOMUTANI - Marmaris’te cumhurbaşkanının kaldığı oteli basan Özel Kuvvetler birliğinin başındaki Tümgeneral, Gökhan Şahin Sönmezateş, “İsterlerse idam etsinler,” dedi, “ben darbeciyim”. Kendisinin eşine mesaj atıp, “darbeciyim, benden boşan” dediği de ileri sürüldü. Müstakbel darbeci subaylara "boşanın" talimatlarının bizzat Fethullah Gülen'den geldiği yolunda iddialar var, ama bunlar kanıtlanmış değil. Zaten Sönmezateş ısrarla “FETÖ’cü olmadığını” belirtiyor. Ya devlet tümgeneralin yalan söylediğini, onun Gülencilerle örgütsel ilişkilerini ortaya koyarak gösterecek ya da birileri şu soruya cevap verecek: Bu adam Gülen’ci değilse necidir?

• AKINCI ÜSSÜ KOMUTANI - Darbenin karargâhı, Ankara'daki Akıncı Hava Üssü'ydü. Üs komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı Fethullah Gülen'le görüştürmeye kalktığı söylenen, darbe girişimindeki en üst düzey operasyonel subaylardan biri. İfadesinde darbeciliği de reddeden Evrim'in Cemaat bağlantısına dair sözleri şöyle: "FETÖ/PDY ile kesinlikle bir bağlantım bulunmamaktadır. Fetullah Gülen'i veya başka bir örgüt yöneticisini tanımamaktayım. Bunların işletmiş olduğu dershanelere gitmedim, yurtlarında kalmadım, evlerine gitmedim, bunlarla ilgili haberleri basın ve bize iletilen istihbarat bilgilerinden biliyorum. 1984 yılında Harp Okuluna girdiğim sırada ailem Ödemiş'te ikamet etmekteydi. Ben sınavlara İstanbul'da girdim. Ailem halen Ödemiş'te ikamet etmektedir. Benim kesinlikle böyle bir örgüt ile bağım bulunmamaktadır." Ya Evrim yalan söylüyor ya da onun genelkurmay başkanını Fethullah Gülen'le konuşturmaya kalktığı yalan.

• GENELKURMAY BAŞKANI - Orgeneral Hulusi Akar'ın ifadesinin linkini de vereyim. Burada bizzat komutanın ağzından öğreniyoruz ki, kendisinin rehine alınması, zorla götürülmesi gibi hadiseler saat 21:00'den sonra cereyan etmiş. Yani genelkurmay başkanının hükümetle, cumhurbaşkanıyla, hava ve deniz kuvvetleri komutanlarıyla niye bağlantı kurmadığını açıklaması gereken süre bayağı uzun. Özellikle başbakan ve cumhurbaşkanıyla neden derhal iletişime geçmediğini ifadesinden anlamamız mümkün değil. Geçtiyse ve bize söylemiyorsa o da başka gariplik.

[ EK / 29 TEMMUZ / 17:40 / AlJazeera Türk'ün şu haberinde, Başbakan Binali Yıldırım'ın "kalkışma var" duyurusunun hemen ardından NTV televizyonuna bağlanıp birlikleri geri, darbecileri vazgeçmeye çağıran 3. Kolordu Komutanı Korgeneral Erdal Öztürk'ün macerası anlatılıyor. Öztürk, bu "demokrasiye bağlılık" atağından kısa süre önce (21:30 sularında) İstanbul "Sıkıyönetim Komutanı" sıfatıyla İstanbul Emniyeti'nden birilerini arayıp emrine girmelerini istemiş. Fakat bakmış ki iş sarpa sarıyor... gerisi mâlûm... ]

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Hainler Mezarlığı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 15 Temmuz darbe girişiminde ölen darbecilerin gömüleceği bir "Hainler Mezarlığı" kurdu. Belediye Başkanı Kadir Topbaş bunun arkasındaki düşünceyi, "kuralım ki, gelen geçen lanet okusun" cinsinden nezih ifadelerle açıklamıştı.

Şimdi biz, kahvaltı masasında başından vurulan anaların ülkesi olmaya, narin bedeni buzluklarda saklanan çocukların ülkesi olmaya, ana kucağında vurulan bebeği hastaneye götürmeye çabalarken vurulan dedenin ülkesi olmaya, ana karnında vurulan bebeğin ülkes olmaya, kendi şehirlerini yıkan devletin ülkesi olmaya, kendi şehirlerini yıkarken sevinen, coşan, duvar yazılarıyla, sosyal medya mesajlarıyla katliamlarını kutlayan silahlı üniformalı devlet görevlilerinin ülkesi olmaya, kimin yöneteceği güya seçimle belirlenen ama seçim iktidarı değiştirecek gibi olunca milyonlarca insanın iradesinin helaya atıldığı ülke olmaya, iktidardakilerin çalmasının çırpmasının onlara tapınılmasına engel olmadığı gariban bir memleket olmaya, haksızlık, adaletsizlik ve eşitsizliğin kutsandığı, "ayaklar baş mı olsun!" ayinlerinde kendinden geçenlerin ülkesi olmaya, kendinden farklı kimseye komşu olarak dahi tahammül edemeyenlerin ülkesi olmaya bir devâsâ günah daha ekledik. "Hainler Mezarlığı" kurduk.

Hainler Mezarlığı kuran haindir. Uzayacak lafın kısa hali bu.

22 Temmuz 2016 Cuma

Dünya sisteminin fizikî olmayan güç merkezi

Sputnik'ten Hayrettin Hayatsever, AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk'le bir görüşme yaptı. Külünk'ün mâlûm Rus uçağının Türk jetlerince düşürülmesini (24 Kasım 2015) "tuzak" ve "15 Temmuz'daki darbe girişiminin ön hazırlığı" diye nitelediği söyleşiyi şuradan okuyabilirsiniz.

Size söyleşiden Külünk'ün en şahane sözlerini aktarmak istiyorum, ama bu neredeyse bütün söyleşiyi buraya almayı gerektirecek. Bu yüzden sadece "krema" kısmını alıyorum. Niye krema? Çünkü burada Külünk biz sıradan insanların maddî âleminin dışına çıkıyor... "ötesine geçiyor" demek daha doğru olabilir... ve şu meşhur "üst akıl"ın da aslında en üst akıl olmadığını izah ediyor. Konuşma boyunca Obama, Putin ve Erdoğan'ı neredeyse dünya tepsisini taşıyan bir sacayağı gibi sunan Külünk, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında "dünya sisteminin güç merkezi"nin bulunduğunu ileri sürüyor. Ve bakın "fizikî dünya sisteminin ötesi"nden bize neler getirip armağan ediyor:

"ABD, dünya sisteminin amiral gemisi ama daha öte bir akıl var. Zenciler üzerinden ABD'yi de tehdit eden, polislerin zencileri öldürmesinin ardından zencilerin hareketliliğiyle Beyaz Saray'ı da tehdit eden, tüm dünyayı tehdit eden, fizikî dünya sisteminin ötesinde elle tutulur gibi olmayan bir kurgu var. Dolayısıyla Putin'i tehdit eden akılla Sayın Erdoğan'ı tehdit eden akıl, Obama'yı tehdit eden aynı merkez. Kim bunlar? Bunlar, dünya sisteminin fizikî olmayan güç merkezinin bulunduğu adrestir."

Doğru mu bu? Doğru. Söyleyen buna sahiden inanıyor mu? Bilmiyoruz. "Fizikî dünya sisteminin ötesinde elle tutulur gibi olmayan bir kurgu" deyince... mazallah, insanın aklına neler geliyor!

15 Temmuz sonrası ilk yazı

Değerli okurlar, darbe girişimi ertesindeki hızlı gelişmelere yetişmek, geçen her saatin yoğunluğuna nüfuz etmek imkânsız. Önce neyin ne olduğunu anlamaya çabalayarak zaman geçirdik, sonra hunharca öldürülen insanlara üzüldük ve darbeler karşısında geçmişte görülmemiş kahramanlıkların ortaya çıkmasına sevindik. Ve hemen ardından, hakimiyeti toplumun kutuplaştırılmasına bağlı olan iktidar partisinin, darbeye karşı kitlesel hareketi öbür kutbun katılamaması için nasıl ince ayarla şekillendirdiğini izleyip içerledik. Sonra darbeyi bahane ederek derinleştirilmeye, genişletilmeye çalışılan ultra-otoriter rejimin saldırısına nasıl direnebileceğimizi düşünmeye koyulduk.

Dişe dokunur yorum ve sorular içeren ilk yazımı nihayet yazabildim ve kısa süre önce P24'te yayına kondu.

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Anlamaya çabalıyorum

Değerli okurlarım, dün geceden beri gelişmeleri takip etmeye ve neler olup bittiğini anlamaya çabalıyorum - pek çok insan gibi. Böyle karışık durumlarda, ne olursa olsun darbeye karşı çıktığını, çıkacağını belirtmek dışında insanın yapabileceği fazla bir şey olmuyor. Olguya, bilgiye, sağlam akıl yürütmeye dayalı doğru dürüst yorum yapacak halde olmayınca sırf laf etmiş olmak için konuşmak doğru değil. Darbeye karşıyım, demekle iş bitmiyor. Anlam veremediğim, yerine oturtamadığım pek çok ayrıntı var. Bu yüzden ısrarla takip etmeye çalışıyorum.

14 Temmuz 2016 Perşembe

Ömer el-Şişani bu sefer sahiden öldü

"İslâm Devleti" örgütünün en üst düzey komutanlarından Ömer el-Şişani'nin öldüğü örgüt tarafından da kabul edildi. Amak Ajansı el-Şişani'nin ölümünü resmen duyurdu. Böylece PKK komutanlarından -henüz iki gün önce yeni bir "öldürüldü" kampanyasına konu edilen- Bahoz Erdal, "öldürüldü" haberleri kulvarında tek başına kaldı. Çünkü el-Şişani, Erdal'la birlikte, hakkında en çok "öldürüldü" haberi çıkarılan isimlerdendi.

NE ZAMAN, NASIL? • El-Şişani'nin ne zaman nasıl öldüğüyle ilgili karanlık noktalar var. İD'in açıklamasıyla bunlar ortadan kalkmadı. ABD'li kaynaklar, Mart ayındaki bir hava saldırısı ertesinde el-Şişani'nin öldürüldüğünü açıklamışlar, ancak herhangi bir kanıt sunamamışlar, İD veya Irak veya Suriye'den herhangi bir başka kaynak da bunu doğrulamamıştı.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Muhayyel örgütün amblemi de arak

El Ehli Spor Kulübü (Arapça: النادي الأهلي للرياضة البدنية‎‎), Kahire'de 24 Nisan 1907'de kuruldu. Halen Mısır Premier Lig'inde oynayan profesyonel futbol takımıyla tanınıyor. Mısır'ın en başarılı takımı. Tam 38 defa şampiyon oldu, 35 defa kupayı aldı, dokuz defa da Mısır Süper Kupası'nı kazandı. Maçlarını yetmiş beş bin seyirci kapasiteli Kahire Uluslararası Stadı'nda oynuyor. 2000'de Afrika Futbol Federasyonları Birliği El-Ehli'yi "Afrika'da Yüzyılın Kulübü" payesiyle onurlandırdı.

Peki bayram değil seyran değil, El-Ehli bizim blog'ta ne arıyor? Çünkü El-Ehli'nin amblemi, Bahoz Erdal'ı öldürdüğü ileri sürülen muhayyel örgüt Tel Hamis Tugayları'nın amblemi niyetine kullanıldı. Üstelik, internete iki sene önce yüklenmiş olmasına rağmen "işte Bahoz'un vuruluşunun görüntüleri" diye sunulan bir videonun negatife dönüştürülmüş halinin üzerinde. Ne yazık ki, "Bahoz Erdal öldürüldü" haberiyle ilgili acayiplikleri derleyip topladığım P24'teki yazımı yazarken, amblemin El-Ehli'ye ait olduğunun farkında değildim. Sadece, hemen bütün rejim karşıtı Suriyeli örgütlerin amblemlerinde -eğer kelime-i şahadetli düz siyah vs. değilse- mutlaka yeşil renk kullandıklarını, kırmızı-siyah bileşiminin Suriye ordusu ve rejim yanlısı milislerce yeğlendiğini, bu yüzden kırmızı-siyah bileşimi kullanmadıklarını belirtmiştim.

Bahoz Erdal müsameresini sahneleyenlerin, futbol kulübü amblemini alıp videonun üzerine koyacağına ihtimal vermemiştim. (P24'teki yazım: "Bahoz Erdal haberi inandırıcı mı?" O yazıyı okursanız, buradaki bu ufak parçayı da ona eklenivermiş sayın.)

ABD'li gazeteci Marie Colvin nasıl öldürüldü?

London Sunday Times için çalışan muhabir Marie Colvin, Fransız fotoğrafçı Rémi Ochlik, Fransız muhabir Edith Bouvier, Suriyeli gazeteci Veyl el-Ömer ve Britanyalı fotoğrafçı Paul Conroy, 22 Şubat 2012 günü Humus'ta bombardımanda can verdiler. Center for Justice and Accountability (CJA), Colvin'in ailesiyle birlikte, sorumluların cezalandırılması için Washington DC'de federal mahkemeye başvurdu. Bu başvuruda Esad rejimi, Colvin ve öteki gazetecileri takip etmek ve kasıtlı olarak öldürmekle suçlanıyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü hem bu girişim için yardımcı oldu hem de davaya sahip çıkıyor. STG, gazetecilerin hedef seçildiği görüşünde.

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Müdürü ve Oklahoma Üniversitesi öğretim üyesi Joshua Landis, Syria Comment sitesinde, bu teze karşı çıkan bir yazı yazdı. Landis, Colvin'in ölümünün trajik olduğunu, ama gazetecilerin özellikle hedef seçilmediklerini ileri sürdü. Landis, Washington Post'ta Dana Priest'in Colvin ailesinin iddialarını aktardığı makalede ("War reporter Marie Colvin was tracked, targeted and killed by Assad’s forces, family says") yeralan birçok ayrıntıyı tartışma konusu yaptı ve bunların başka versiyonlarını sundu.

"Ne yazık ki" bütün sözünü ettiğim kaynaklar İngilizce. Konu gazetecileri yakından ilgilendiriyor. Belki değerlendiren olur diye bunlara işaret etmek istedim.

Açılan köprü, yapılmayan köprü

Bir okurumun attığı mesajla öğrendim ki, bir yılı aşkın zaman önce Peri Çayı üzerine yapılan baraj ve HES yüzünden "suyun öbür tarafında" kalan ve bakkalla, hastaneyle ve başka herkesle ilişkisini sürdürebilmek için ufak bir köprüye ihtiyacı olan aile halen aynı durumda. Nazımiye'nin Dallıbahçe köyüne bağlı Ilısu Mezrası’ndaki hale dair okurum şöyle yazmış:

"Geçen yaz tam şu zamanlar yazışmıştık sizinle. Hatırlarsanız Elazığ - Dersim sınırında Pembelik barajı yapılmış ve Arduç ailesinin yaşamını sürdürdüğü köy suyun öteki tarafında kalmıştı. Sevgili Kemal Sunal'ın propaganda filminin benzeri bir senaryoyla devlet Limak şirketine verdiği yasadışı baraj izni ile bir aileyi tecrit etmişti. Aile açlık grevi yaptı ve sonuçta valilik köprü sözü verdi.

Proje hazır, ödenek çıkmış olmasına rağmen bir yıldır köprüye başlanmıyor. Dersim'de çevre dernekleri, STK'lar sürekli işin peşinde, ama her zaman olduğu gibi devletin kulakları bizlerden gelen seslere sağır.

Ailenin üyelerinden biri geçirdiği iş kazası nedeniyle fiziksel engelli, canlarını tehlikeye atarak basit plastik botlarla karşıya geçip temel ihtiyaçlarını alıyor ve sağlık kontrollarını yaptırıyorlar. Geçtiğimiz ay bir kişi suya düştü ve zor kurtuldu.

Anlayacağınız durum gerçekten vahim."

Elbette vahim. Ve ne kadar sıradan. Ve ne kadar tipik. Ve ne kadar yerli ve millî: 45 insanın can verdiği saldırının ertesi günü şenlikler tertipleyip köprü açılışları yapılan ülkede, hiçbir şirket veya devlet biriminin bilançolarında bile gözükmeyecek ufacık bir iş bir türlü yapılmıyor. Niye? Çünkü bazı yurttaşlar dışında kimseye yararı yok, kimseye haybeden para kazandırmayacak, iktidar partisine fazladan oy getirmeyecek, üstelik de sözkonusu iyilik, Dersim ahalisinden, mezramız köyümüz yok olmasın, evimiz burasıdır, diyen birilerine yapılacak! Ve valilik söz vermiş.

Şu topraklarda bir defa da beklemediğimiz bir iyilik görsek. O köprüyü yapmanın insanlık icabı veya devletin görevi olduğunu hatırlatacağım ama nefesim daralıyor.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

"Bahoz Erdal öldürüldü" iddiası üzerine yazı

"Bahoz Erdal öldürüldü" iddiasının inandırıcılığını, ciddiye alınırlığını merak edenler için, ik-üç gün içinde yayımlanmış, ulaşabildiğim her şeyi didikleyerek uzun bir inceleme yazısı yazdım; P24'ten okuyabilirsiniz. PKK'nin üst düzey komutanı Bahoz Erdal'ı (Fehman Hüseyin) öldürdüğü iddiasıyla ortaya çıkan, şu ana kadar adı duyulmamış örgütle, adıyla, amblemiyle ilgili tuhaflıklardan, iki sene önceki videonun negatife dönüştürülüp "işte Bahoz Erdal'ın aracının vuruluş ânı" diye sunulmasına, bunun sonuna konan tuhaf "Munferid el-Kuzguni" ismine, devlet yetkililerinin aşırı temkinli beyanlarına, ortalıkta epey acayiplik var. Konuyu merak ediyorsanız göz atmanızı tavsiye ederim.

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Yeni tip popülist-faşizan lider özellikleri

Nokta dergisinde Cemal Tunçdemir'in, "Yalancı bir politikacının peşinden neden gidiyorlar?" başlıklı çok güzel bir analitik yazısı yayımlandı. Aslında ABD ve Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Donald Trump eksenli olan yazı, ABD'den sonra İngiltere'de de yayılan ve yerleşikleşen, bazı Avrupa ülkelerinde bizzat bir rejime dönüşmeye başlayan, esas olarak önyargılar, yalanlar ve cehalete dayalı popülist-faşizan siyasetin genelleştirilebilir karakter çizgilerine ışık tutuyor. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Burada ufak bir bölümü toparlayarak aktarmak istiyorum. Belgesel sinemanın başlı başına bir kurum sayılabilecek şahsiyeti Ken Burns’ın Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı konuşmayı aktarıyor Tunçdemir. Bu konuşmada Burns, Donald Trump'tan bahsederken, bu korkutucu başkan adayının özelliklerini sıralamış. Şöyle:

• Somut hiçbir karşılığı olmayan abartılı ve çelişkili vaatlerde bulunan, ürkütücü Orwellian beyanatlar vermesi (kavramları birbirlerinin yerine veya içermedikleri anlamlar atfederek veya karşıt anlamda kullanması, içlerini boşaltması) ,

• Etrafında doğruların hiçbir değerinin kalmadığı bir iklim yaratmış oluşu, bu yüzden çok kolayca yalan söyleyebilmesi,

• Kendinden, kendi çıkarından başka hiçbir şeye ve hiç kimseye samimi ilgi duymaması,

• Savaş gazilerini küçümsemesi, özgür basını tehdit etmesi, engellilerle alay etmesi, kadınları, göçmenleri ve bütün Müslümanları aşağılaması,

• Ku Klux Klan’ın kendisine destek açıklamasını reddetmek için koca bir gün beklemesi,

• Çocuksu, kabadayı, ruh haline göre anlık değişen kişiliği ile kadim uluslararası ittifakları, sözleşmeleri, uzun soluklu ilişkileri bir çırpıda alt üst edebilecek olması.

Buradan ABD'ye özgü birtakım somutlukları iskonto ettiğinizde, aslında herhangi bir ülkeye uygulanabilir bir şablon kalıyor geride. Kuvvetli, sağlam, geçerli bir şablon. Oraya buraya uygulamayı deneyin bakalım, oturuyor mu...

7 Temmuz 2016 Perşembe

Suriye ordusundan Halep'te hayatî hamle

Suriye ordusu, kendi ilan ettiği üç günlük ateşkes süresi içerisinde harekete geçti ve Halep şehir merkezinin tamamını almaya doğru çok kritik bir adım attı. Ordu, Halep'in kuzeybatısındaki Mellah Çiftlikleri'nin denetimini ele geçirdi. Böylece Halep'in rejime karşı savaşan silahlı örgütlerin elinde bulunan kesiminin dış dünya ile bağlantısını bütünüyle kesebilecek. Çünkü buralara silah, mühimmat, yiyecek, malzeme, araç ve insan (savaşçılar) gelip gidebilmesi için tek yol var, o yol da şimdi ordunun attığını vurabileceği şekilde kontrol altında. "Castello Yolu" şimdiye kadar birkaç defa, yoğun çatışmaların hedefi olmuş, her defasında silahlı gruplar yolu tutmayı veya geri almayı başarmış, ellerindeki bölgenin tamamen kuşatılmasını önleyebilmişlerdi. Şimdi Suriye ordusu yola bir km mesafede. Reuters'e konuşan bir silahlı muhalif, "Yol şimdiye kadar da risksiz değildi, ama şimdi mesele artık risk meselesi değil. Yol tamamen kesildi," dedi. Silahlı grupların kaybettikleri mevzileri geri almaya yönelik girişimleri şu ana kadar Suriye ordusunca savuşturuldu. Silahlı grupların elindeki Halep semtlerinde 250-300 bin kişi yaşıyor. (Haritaya da bakabilirsiniz.)

Bu harekât bu şekilde ilerlerse Suriye ordusu Halep'i bütünüyle alabilir, bu Suriye İçsavaşı'nda nihaî dönüm noktası olabilir.


[ EK / 20:10 / Silahlı grupların Mellah Çiftlikleri'nde kaybettikleri bazı alanları geri aldıklarına ilişkin haberler var. Ama bu hamleler Suriye ordusunun yola hakimiyetini değiştirmemiş söylendiğine göre. ]

[ EK / 00:10 / Suriye ordusu muhtemelen Castello Yolu'nun Şeyh Maksut ile Mellah Çiftlikleri arasına denk gelen bölümüne hakim olmak üzere. Haritalarda bu civarda ufak bir bölge renksiz görünmeye başladı. Anlaşılan yolun o bölümü şu anda kimin elinde, belli değil. Ama bir önceki EK'te aktardığım iddiaların doğru olmadığı, Suriye ordusunun geriletilmediği, yoldan uzaklaşmadığı anlaşılıyor. ]

[ EK / 02:30 / Suriye ordusunun ilerleyişine ağır hava desteği eşlik etti. Silahlı grupların elindeki Halep semtlerine yapılan hava saldırılarında 20 kişinin öldüğü bildiriliyor. Hava saldırılarının Mellah Çiftlikleri'nde geniş bir alanı dümdüz ettiğini gösterir fotoğraflar paylaşıldı. Suriye ordusunun buradaki hakimiyetini kanıtlamak için yayımladığı videonun benzeri, Hizbullah'a yakın kaynaklarca da yayımlandı. İlerleyen güçler arasında muhtemelen Hizbullah birlikleri de var. Ruslar da var. Hem askerleri hem muhabirleri. Anna News'in videosunda gördüm.

[ EK / 8 TEMMUZ / 17:30 / Şeyh Maksut'tan kuzeye, Castello Yolu'na doğru Kürt kuvvetlerinin de harekete geçtiği yönünde haberler var. Halep şehrindeki silahlı grupların yolu kullanması artık tamamen imkânsız. ]

[ EK / 8 TEMMUZ / 19:10 / Castello Yolu çevresinde Suriye ordusuyla çatışan grupların (El-Nusra, Ceyş el-Fetih, Nureddin Zengi Tugayları, Özgür Suriye Ordusu...) yola yeniden hakim olabilmek için İdlib'den takviye getirmeye hazırlandığı yollu haberler var. ]

[ EK / 8 TEMMUZ / 23:00 / Takviye meselesine dair yeni haber çıkmadı. Ancak Halep'in bir kısmını tutan örgütlerin Suriye ordusunun elindeki semtlere top atışı yaptığı, 22 kişinin öldüğü bildirildi. (DÜZELTME: Ölü sayısı 38.) Kürt kaynakları da ÖSO'ya mensup grupların Şeyh Maksut'a atışlar yaptıklarını duyurdular. ]

[ EK / 9 TEMMUZ / 00:10 / Suriye ordusu, Mellah Çiftlikleri'nin güneyinde ilerlemeyi sürdürdü, Castello Yolu'na 400 metre mesafeye kadar geldi. ]