26 Mayıs 2016 Perşembe

Blog'ta niye yeni yazı yok? - Maruzat

Değerli Riya Tabirleri okurları, izleyenleri, bir süredir buraya yeni yazılar koyamıyorum, çünkü hayırlı bir iş için yoğun şekilde çalışıyoruz. Bir arkadaşımın filminin kurgusunu yapıyorum. Bu tür kalıcı işleri gündelik hayhuyumuzdan daha fazla önemsiyorum, zira biz gideceğiz, kitaplar, filmler kalacak. Ve bizim beceremediklerimizi becereceğini umduğum sonraki kuşakların işine yarayacak. Kurgu işi, yanısıra başka şeylerle uğraşabileceğiniz cinsten bir uğraş değil. Anca P24'e haftalık yazım için günde birkaç saat olan biteni izlemeye çalışıyor ve yazımı yazıyorum. Riya Tabirleri'ni bir tür tek kişilik orkestra gibi sürdürme amacımı terk etmiş değilim. Burada sürdürmeye çalıştığım gazetecilik faaliyetine değer veren insanların -eksik olmasınlar- varolduğunu biliyorum, bu yüzden böyle bir açıklama yapmayı gerekli gördüm. Çünkü bu filmi bitirdikten sonra bir başka arkadaşımla bir başka filmin kurgusuna başlayacağım muhtemelen! "Ee, ama çok oldun!" demeyin; hem arada buraya da yazmaya çalışacağım hem de uğraştıklarımız, emin olun, "hayırlı" işler. Saygılarımla.

20 Mayıs 2016 Cuma

Var mısınız "müstehcen" tarifine?

Son yılların en müstehcen fotoğrafı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çekildi. "Millet"ten ne anlaşıldığını, anlaşılan şeyin bir ülkede yaşayan, vergi veren, soluk alan insanlardan pek farklı bir şey olduğunu gösterdi bu kare. İçinde pek çok küçük şey vardı ama büyük olan herhangi bir şey yoktu. Meclis, zaten iptal edilmişti, şimdi imha ediliyor; karede bu gözüküyordu. Olayın Türkiye'de geçtiği ise doğruydu. P24'teki yazımı bu sefer bu fotoğrafa ayırdım: "Ne gülüyorsunuz?"


11 Mayıs 2016 Çarşamba

Ne iyi ettiniz, Burhan Bey

Giderek tek kişi çevresinde yoğunlaşan iktidarın gelinen aşamadaki vaziyetini, tek tweet’te yoğunlaşmış şekilde, Burhan Kuzu özetledi. Veya toparladı. Veya, belki, yumurtladı, demek daha doğru olabilir. 10 Mayıs gecesi geç saatlerde, şöyle dedi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Anayasa profesörü Burhan Kuzu, dilbilgisi, cümle kuruluşu ve imlâ bakımından bugüne kadarki performansı gözönünde tutulduğunda hayret uyandıracak kadar kusursuz mesajında: “Avrupa Parlamentosu, yarın Türk Vatandaşlarına Avrupa yolunu vizesiz açacak raporu görüşecek. Yanlış bir karar verirse Mültecileri göndeririz!” (Kendisi beni bloklamış, link veremiyorum.)

Kusursuz diye takdim ettin ama, diyeceksiniz, Mültecileri’nin M’sini büyük harfle yazmış. Ben de şöyle cevap vereceğim: Ona bakarsanız, Vatandaşlarına’nın V’si de büyük. Ve burada, Burhan Bey’i bilmesek derindeki bir bilgeliğin belirtisini bulabiliriz. Görünmeyen bağlantıya usulca işaret etme zerafetini: Ülkemizde varolmayan şeylerin baş harfini büyük yazıyorum, siz anlayın!

Çünkü Türkiye’de nasıl kavramın asgarî tanımını karşılayacak anlamda vatandaş yoksa, mülteci de yok. Evlerini, barklarını, kurdukları hayatları, verdikleri kurbanları arkalarında bırakarak, canları dahil her şeylerini yitirmeyi göze alarak yollara düşen, çoğu Türkiye'nin katkısıyla böylesine alevlenen Suriye içsavaşından kaçan insanlar, mülteci değil çünkü. Mültecilik hukukî bir statü, Türkiye de bunu yalnız Avrupa’dan gelenlere layık görüyor. Vallahi mevzuat böyle! Avrupa'dan kimse de gelip buraya iltica etmediği için gül gibi yaşanıyordu ki, Suriyeliler çıkageldi, üstelik daha da gelsinler diye numaralar çevrildi. Ve fakat arzulananlar gerçekleşmedi, Esad devrilemedi, gelenler geri gönderilemediler, rahatlar bozuldu, sahte canyelekleri imal etmek, bunları takıp ölecek çocukları bunların imal edildiği yerlerde bizzat çalıştırmak, Ege Denizi’nde etrafı fazla rahatsız etmeden insan boğma sanayisi kurmak gibi yükler bindi insanımızın üzerine.

Burhan Kuzu’nun açık mesajı, sadece sahibinin karakterine dair fikir vermekle kalmıyor; ülkeyi bütünüyle ele geçirmeye soyunmuş güç odağının niteliğine dair, Uzakdoğu stili minimalist bir tasvir gibi. (Şu andaki iktidar koalisyonunun nasıl oluştuğu, yapısı ve hedefleri konusunda Nokta’da Gökhan Özgün şahane bir yazı yazdı: “Sivil değil, resmi darbe”. Tek kelime aktarmaya kalkarsam iş yazının bütününü aktarmaya varabilir, bu yüzden adını anıp geçiyorum.)

Kuzu’nun mesajı, muktedir gücün hayatımıza yön veren birçok özelliğini birden barındırıyor: Hukuksuzluk, hukukun yerine koz kullanma, gücü gücü yetene yöntemi, tehdit-şantaj, insanları piyon-araç olarak kullanma, metalaştırma, pervasızlık, pişkinlik, vicdansızlık...

“Yahu şu Avrupa da 3 milyarı verecekse versin”deki üç milyardan Burhan Bey’e bu hüneri için azıcık pay ayrılması yerinde olacaktır.

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Gazetecilik kuralı: Muhabirlik yapmazsan alet olursun

Stratejik iletişim alanında ulusal güvenlik danışman yardımcısı olarak görev yapan bir Amerikalı, Ben Rhodes, gazeteciliğin bugününe, eksikliğine, gazetecilik doğru dürüst yapılmadığında nasıl karşıtına, bilgi vermek yerine hakikatin öğrenilmesini engelleyen bir mekanizmaya dönüşebileceğine dair ibretlik sözler söyledi.

Bu kadar önemli oluşları, bu sözlerin ilk defa böyle ifade ediliyor oluşundan değil. Olgusal bakımdan da önemli, söylenen, orası veri. Ancak bunları özel kılan, yaşanmış bir süreçten hareketle, bizzat süreci yöneten kimse tarafından, yani basını yönlendirmeyi başaran siyasetçi tarafından açıklıkla dile getirilmeleri ve bu kimsenin, kendini başarısını övmek yerine, kolayca başarı kazanmış oluşunu sorun sayıp buna dikkat çekmesi.

ABD-İran nükleer pazarlığına ilişkin konuşulurken, Rhodes, görüşmelerin “ılımlı” Hasan Ruhani’nin başa geçişinden sonra başlatıldığına dair bir “anlatı”yı kamuoyuna nasıl sunduklarını anlattı. Oysa bu pazarlığa İran’ın Ahmedinecad’lı “kemik” yönetimi varken girişilmişti, ama kamuoyunu ikna etme bakımından, “yönetim ılımlılara geçtikten sonra bu adım atıldı” hikâyesinin daha elverişli olacağı öngörülmüştü. Rhodes, gazetecileri kullanarak her istediklerini kamuoyuna istedikleri gibi iletebildiklerini belirtti.

ABD-İran nükleer pazarlığı konusunun ayrıntılarının burada yeri yok. Mesele ettiğim kısım, Ben Rhodes’un sözleri, şöyle:
“Bütün bu gazetelerin dışarıda büroları vardı. Artık yok. Moskova ve Kahire’de ne olup bittiğini açıklayalım diye bizi arıyorlar. Yayın organlarının büyük bölümü dünya olaylarına dair haberlerini Washington’dan yapıyorlar. Konuştuğumuz muhabirlerin ortalama yaşı 27 ve muhabirlik tecrübeleri sadece seçim kampanyası izlemekten ibaret. Bu köklü bir değişim. Sahiden hiçbir şey bilmiyorlar.”
Olayın gazetecilik "asgarîsi"nde çıtanın bizdekinden fersah fersah yukarıda bulunduğu ABD'de yaşandığını hatırlatmayı münasip buluyor, bütün bunların bizleri ilgilendirmediğini, Türk basınıyla alâkası olmadığını ayrıca belirtmiyorum artık...

6 Mayıs 2016 Cuma

Can'a silahlı saldırı - ilk izlenimler

Gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül'ün yargılandığı davanın karar duruşmasına verilen arada bir silahlı saldırgan Can'a ateş etti, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıya dair ilk izlenimlerim şöyle:

1. Saldırgan Murat Şahin'in hali tavrı, baştan sona, inanılmaz rahat. Tamamen ne yaptığını biliyor.
2. Saldırgan açıkça, öldürmek amacıyla ateş etmiyor, yaptığının bir "silahlı mesaj" eylemi olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor.

6 Mayıs, dinmeyen sızı

Bundan 44 sene önce o kötülük koalisyonu yirmili yaşlarındaki üç genci coşkuyla katletmeseydi belki de bambaşka bir yakın tarihimiz olacaktı. Belki başı dik bir toplum olacaktık.


Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in asılması, gerçekte bir kurban ayiniydi. Tarih boyunca birçok egemen zümre, tâbi sınıfların yaşamına-ölümüne karar verme gücünün kendi elinde olduğunu göstermek için insan kurban etmişti. Türkiye'yi halen yöneten kötülük koalisyonu da bu geleneği sürdürmüştü.

5 Mayıs 2016 Perşembe

"Hoca"nın vedası: "Kutlu hareket", "tek umut", şu bu

Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlık ve AKP genel başkanlığından uzaklaştırılması vesilesiyle okkalı bir "Hoca" yazısı yazdım, P24'e ilettim (şurada: "Derin değildi, kırıksız atlatır"). "Hoca"nın hocalığı neydi, ne diyordu, işi bittiğine göre rafa kaldırmak lazım, yeri neresidir, nereye kaldıracağız... bu konularda gerekeni aklımın erdiğince anlattım. Burada Davutoğlu Ahmet Bey'in veda konuşmasından seçtiğim iki başlığa dikkatinizi çekmek istiyorum.

Davutoğlu, mensubu bulunduğu partiyi, bir "kutlu hareket" diye niteledi ve bu hareketin “dünya mazlumlarının tek umudu” olduğunu ileri sürdü. Kendisi, Türk sağcılığına kendini kutsal sayma pervasızlığını bahşedenlerin piri, kendine hayranlığın, ben-merkezciliğin, giderek kendinden başkasını saymamanın, görmemenin vaizidir. Son konuşmasında bize bunu bir defa daha açıkça gösterdi.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Kraliçenin liste başı olması daha büyük ihtimal!

Dünyanın en önemli futbol organizasyonu Premiere League, beklenmedik, ama hiç, sahiden hiç beklenmedik bir sezon sonuna ulaştı: Hiç ama sahiden hiç beklenmedik bir takım, Leicester City şampiyon oldu. Vaktiyle sahici futbolseverin ağzına "işte bu oyunu bunun için seviyoruz" klişesini yakıştıran, sahici futbolseveri pek mutlu eden cinsten bir sürpriz. Günümüz futbol sanayisi ve piyasasında neyin ne olduğunu maalesef görmüşler içinse bir nostaljik esinti, bir züğürt tesellisi.

27 Nisan 2016 Çarşamba

Amedspor'a saldırı - Kalleşliğin lekesi farklı

Amedspor yöneticilerinin Ankara’da uğradığı kalleşçe saldırının görüntüleri zihnimde dönüp duruyor. Bu ülkede çok zulüm, vahşet, çok şiddet gördük, ama alçaklığın, kalleşliğin tesiri bir başka oluyor. Onlar senden asla böyle bir şey beklemiyorlar. Kulüp yöneticisisin, güvenlikçisin. Senin konuğun, bu adamlar. O tribünde bir avuç olduklarını biliyorsun. Mazallah biri kalkıp sırf kendini savunmaya çabalamak yerine sana karşılık verse, mazallah birinizi devirse, ikisini üçünü öldüreceksiniz oracıkta. Ve iktidar sahibi kimsenin size söz söylemeyeceğini, sitem bile etmeyeceğini biliyorsunuz, arkanızda lince, kana susamış koca bir güruh var, alkışlanırsınız, sırtınız bile sıvazlanır, biliyorsunuz; ve bu durumda o insanlara saldırıp ilkel sardırganlık güdülerinizi tatmin ediyor, insan ezmekten, o an için güçsüz, savunmasız olanın tepesine binmekten duyduğunuz canavarca hazzı tadıyorsunuz.

24 Nisan 2016 Pazar

24 Nisan, Sur ve Sri Lanka

Yüz birinci yılını geride bırakmak üzere olduğumuz Ermeni Soykırımı'nın simgesel "başlangıç günü", 24 Nisan. Soykırım projesinin ilk adımında, Ermeni toplumunun "sesi" kesildi. Siyasetçileri, yazarları, aydınları, kalbur üstü meslek sahipleri tutuklandı, daha sonra öldürülmek üzere hapse kondular. İttihat'çıların Abdülhamid'den devraldıkları, Cumhuriyet'in de üstlenip devam ettireceği "arındırma-tekleştirme" projesinin ilk büyük adımı, planlandığı şekliyle uygulanır ve Talat Bey tarafından özel bir telgraf hattından anbean izlenir, denetlenirken (boşaltılan evlerin, sokakların, tarlaların tek tek hesabı tutulurken), hem yurt içinde gürültü çıkarabilecek hem tehcir ve katliamları dünyaya duyurabilecek, dönemin büyük güçlerini mecburen müdahale etmeye yöneltebilecek Ermeniler parmaklıklar ardında, susturulmuştu. Birini öldürüp toprağını malını mülkünü talan edeceksin, önce tıkaçla ağzını kapatıyorsun ki sesi çıkmasın, imdat diyemesin. 24 Nisan budur.

Gece baskınlarında seri tutuklamalar yoluyla bir toplumun sesini kesme geleneği, azıcık şekil değiştirmiş haliyle, 1994'te DEP milletvekillerinin hem de Meclis'ten yaka paça polis arabalarına tıkılarak götürülmesiyle sürdü. Şimdi de HDP'li siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması, sonra da tutuklanmaları planıyla ustalık dönemini yaşıyor. Ve soykırım kavramı, hiç olmadığı kadar gündelik bir anlam yüklenerek kullanılabiliyor. 24 Nisan, "Sri Lanka Yöntemi"nin kaçınılmaz öncülü. Yakılıp yıkılan tarihî Sur için alelacele alınan kamulaştırma kararı da Ankara'daki geleneksel yerli-millî koalisyonun bedava çağrışım hizmeti.

Yani devlet, 1915'te olanları anlayabilelim diye sahiden elinden geleni yapıyor. Hâlâ tartışma diyen, belge diyen de ya iflah olmaz kötü niyetli ya iflah olmaz salaktır; iflah olmaz yani.

23 Nisan 2016 Cumartesi

Suriye'ye akıllı omuzdan-roketarlar?

ABD, Suriye'deki bazı silahlı isyancı gruplara verilmek üzere omuzdan roket atabilen silahlar (MANPAD) geliştirmeye çalışıyor. Yeterince yok mu zaten, neden yeniden geliştirmeye çalışıyorlar? Çünkü istenmeyen ellere geçmesi halinde bu silahın kullanılamaz olmasını istiyorlar!

4 Nisan 2016 Pazartesi

Kabaca “Panama belgeleri” - nedir, nasıl bilgi alınır?

Dünya çapında, uluslararası şirketler ve devlet ileri gelenlerinin denizaşırı vergi cennetlerine aktardıkları paralarla ilgili milyonlarca belge, bunların işlerini yürüten bir hukuk firmasından elde edildi. Burada esas olarak, adı var kendi yok şirketler kurup vergi kaçırma, kara para aklama ve şaibeli transfer işlemlerini gizlice yapma gibi dümenler sözkonusu. Yüzü aşkın haber kuruluşu aynı anda bunlarla ilgili yayına başladı. The Guardian’dan ve Araştırmacı Gazeteciler Uluslararası Konsorsiyumu’nun (ICIJ = The International Consortium of Investigative Journalists) sitesinden özetleyerek aktarıyorum:

Öncelikle, Mossack Fonseca firmasının belgelerinin ortaya dökülmesi, şimdiye kadarki en büyük ifşaat hadisesi. 2010’da Wikileaks’in açığa çıkardığı ABD diplomatik mesajlarından da, 2013’te Edward Snowden’in dünyayı haberdar ettiği gizli istihbarat belgelerinden de daha fazla bilgi sözkonusu burada. Ortada on bir buçuk milyon ayrı belge ve 2.6 terabayt bilgi var.