21 Mayıs 2017 Pazar

Suriye ve Irak'tan iki haber

Suriye ve Irak'tan iki haberi, kendi çaplarının ötesinde anlamlar taşıdıkları için aktarmak istiyorum.

İlk haber Suriye'den, Türkiye'nin başına yeni belalar açmaya aday İdlib'ten. Epey kanlı bir olaya ilişkin. İdlib'in doğusunda, Teltukan beldesinde Ahrar el-Şam'ın karargâhlarından birine, toplantı sırasında intihar saldırısı yapıldı, yirmi kişi öldü, çok da yaralı var. Ölenlerin Ahrar'a bağlı Usud el-İslâm Tugayı'ndan olduğunu örgüt açıkladı. Saldırı sonrasının -çok kanlı ve iç kaldırıcı- fotoğraflarına şuradan başlayarak bakabilirsiniz. Ahrar'cıları vuran, ne Suriye ordusu ne de Rusya uçakları. Saldırıyı kimin yaptığı, ardında El-Kaide'nin, Heyet Tahrir el-Şam'ın olup olmadığı, bu satırlar yazılırken henüz açıklanmamıştı. [ EK / 18:00 / Ahrar'a göre saldırıyı yapan, "İslâm Devleti" örgütü (DAİŞ - IŞİD). Açıklamak için niye beklediler, bilemiyoruz. Böyle bir durumda tereddüt sözkonusu olamaz. Belki de yapanı açıkça ilan etmeyip DAİŞ deyip sıyrılmayı tercih ettiler. ]

İkincisi Irak'tan, iyi bir haber: Musul'un batısındaki Temuz semtinde Irak federal polis güçleri "İslâm Devleti" örgütünün bir bombalı araç yapım atelyesini ele geçirdi. Belki de fabrika demek lazım. Çünkü burada zırhla kaplı orta büyüklükte on yedi araç (jipler, traktörler, kamyonetler) ele geçirildi. Kullanılabilseler, her biri otuz-kırk insanın canına mal olabilecek tekerlekli bombalar. Araçların fotoğraflarını şuradan görebilirsiniz. Irak kuvvetleri ve bir süredir onların bünyesinde "resmîleşen" Haşdi Şabi milis birlikleri son yirmi dört saat içerisinde, Musul'un batısındaki Sehl Sincar Hava Üssü'nü ve çöl köylerinden birinde yapılmış gizli hastaneyi de örgütün elinden aldılar. DAİŞ üssün uçak pistini tahrip etmiş, ama pist kısa sürede onarılamaz halde değilmiş. Irak-Suriye arasında, Şengal'in, Tel Afer'in, Haseke'nin pek yakınında bir Irak hava üssü, Bağdat'a ilginç imkânlar getirebilir. Irak'ta, Musul civarındaki gelişmeler, DAİŞ'in giderek "süpürüldüğünü" bariz şekilde gösteriyor. Bu elbette, örgütün Bağdat veya başka şehirlerde bombalar patlatmasının hemen önlenebileceği anlamına gelmiyor.

16 Mayıs 2017 Salı

"Türkiye'ye gittin" diye Çin'e sokmadılar!

Tayyip Erdoğan ve çevresindeki "başdanışmanlar" idaresinin en parlak ve çarpıcı buluşlarından biri, NATO'ydu, ABD'ydi, AB'ydi, hepsine, külliyen "Batı"ya boşverip ülkenin rotasını başka yöne çevirme, hepimizin bildiği üzre. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üçüncü bir Viyana seferiyle kıyaslanabilir beklentilerle yüklü Washington ziyaretine pek az kaldı. Erdoğan'ın Türk İslâmcılığının potansiyel ebedî dostu gözüyle bakılan Donald Trump'la görüşmesi kendi başına bir sorular-sorunlar-ihtimaller yumağı. Bu görüşme mevzu edildiğinde ister istemez hemen peşine takılıp önümüze gelen mevzu da Türkiye Cumhuriyeti'nin alternatif dış siyaset, ittifak vs. arayışları. Veya ihtimalleri. Veya imkânları. Veya imkânsızlıkları.

"Ahbabımız Putin"le hiç de iktidar propaganda aygıtının vaat ettiği ve özendiği gibi sarmaş dolaş olunamayacağı yavaş yavaş herkesçe görülüyor. Fakat "Çeker gideriz Şangay Beşlisi'ne!" heyheylenmesinin yankıları hâlâ Altay yöresinden duyuluyor. Çin der demez akla gelmesi gereken "Uygurlar meselesi"ne dair toparlayabildiklerimi bu hafta P24'te yazdım, "Şangay Beşlisi, Uygur onlusu, güzel ikili" başlığı altında.

Şimdi buna güncel bir gelişmeyi eklemek isterim. Ufak bir hadise. Lâkin anlam ve önemi simgesel olmanın çok ötesinde. Olabileceklere dair epeyce anlam ve ihtimal yüklü bir olay: Türkiye üzerine de çalışan, Türkiye'ye çok gelip giden Hollandalı gazeteci Harald Doornbos Çin'e sokulmadı. Elindeki Hollanda pasaportunda -haliyle- Türkiye'ye giriş-çıkış damgaları var; bu yüzden! Doornbos'u Pekin havalimanında sekiz saat tuttular, "Türkiye'ye niye gittin?" diye sorguladılar, sonunda da giriş izni vermeden uçağa koyup geri gönderdiler. Göndermeden önce de pasaportundaki TC giriş-çıkış damgalarının fotokopilerini alıp, bu yüzden Çin'e sokulmadığına dair belgeyi imzalattılar.

Doornbos, dönüş uçağında geri gönderilen iki Özbek'le berabermiş; ikisinin de geçerli Çin Halk Cumhuriyeti vizeleri varmış, fakat daha önce Türkiye'ye gittikleri için ülkeye sokulmamışlar.

Aktarayım dedim. Bunun üzerine P24'teki yazıya bir göz atarsanız iyi olur. Çekip gidelim diyorum Şangay Beşlisi'ne.

7 Mayıs 2017 Pazar

"Yeni kaynak", biz, ajansımız, merkezimiz...

Bazen neyin ne olduğunu anlamak için ille gerçeğin peşinde koşmak gerekmiyor. "Kurmaca"nın peşinde koşmak da aydınlatıcı olabiliyor. Sputnik Türkiye'nin aşağıdaki haberini noktasına virgülüne dokunmadan aktaracak ve üstüne tek laf etmeyeceğim. Han Şeyhun kimyasal silah saldırısı olayına dair kişisel kurcalamamı nihaî olarak bitirdi bu haber. Buyurun, beraber okuyalım, bakalım siz ne düşüneceksiniz:

Yeni kaynak, Suriye'de kimyasal saldırı propagandası için kurmaca çekimler yapıldığını doğruladı


15:08 04.05.2017(Güncellendi 21:24 06.05.2017)

Diğer bazı Rus medya organlarının yanı sıra ajansımız, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, Katar'ın Al Jazeera televizyonunun İdlib bölgesinin Serakab, Eriha ve Cisr el-Şugur köylerinde, Suriye ordusunun yeni bir kimyasal saldırı düzenlediğini gösteren kurmaca çekimler yaptığını bildirmişti.

Elde edilen bilgiye göre kurmaca video, sipariş edenler Avrupa ülkelerinden birinde bulunuyor. Bu bilgi, cuma günü diğer kaynaklardan doğrulanmadı.

'KURMACA ÇEKİMLER YAPILDIĞI BİLDİRİLDİ'

Ancak cumartesi günü Rusya'nın Suriye'deki ateşkes izleme merkezi, yerel sakinlerin ve muhaliflerin, İdlib bögesinde 'kimyasal' saldırı sonucuna dair kurmaca çekimler yaptığını bildirdiğini aktardı.

Çekimlerde El-Kaide operatörlerinin danışman olarak görev yaptığı belirtildi.

28 Nisan 2017 Cuma

Umre'de kavga • Şeytan yaptı her şeyi!

Haberi Hilal Haber sitesinden okuyalım:
Kavga edecek burayı mı buldunuz? Mekke'de kavga!
İsmailağa Cemaati'ne bağlı iki farklı grup Mekke'de birbirine girdi. Çıkan kavga sonucunda onlarca kişi yaralandı ve hastanelik oldu.

İsmailağa Cemaati mensupları arasında yaşanan derin çatlaklar Mekke'de kavgaya dönüştü. Umre vazifelerini yapmak üzere Mekke'ye giden Fatih Medreseleri üyelerine yine aynı camiadan olan Kıyam-Der üyelerince saldırı gerçekleştirildiği iddia edildi.
Sözlü sataşmaların ardından kısa sürede kavgaya dönüşen arbede sonrası onlarca kişi yaralandı ve hastanelik oldu.
Bilahare altındaki yorumlardan bir-ikisine göz atalım (imlâya, noktaya virgüle dokunmuyorum):
Bir yerde müslümanlar arasında kavga çatışma varsa,bilinmeli ki orda şeytan vardır.Gerçek müslümanarın yön verdiği olay ve toplumlara,Allah Korkusundan kaynaklanan,barış,hikmet,ittifak ve bereket vardır

24 Nisan 2017 Pazartesi

İş Cinayetleri • 28 Nisan "Yas Günü" olsun

80 ülke, 28 Nisan'ı iş cinayetlerinde can verenler için "Yas Günü" kabul etti. Türkiye'nin de etmesini isteyenler yıllardır uğraşıyor, bu talebi dillendirmek için yürüyüşler yapıyor. "İş kazası" diye bir şey yoktur aslında. Çünkü öngörülebilir ve önlenebilir olan şeye kaza denmez.



Birini öldürürseniz hapse girersiniz. Ama işçisini ölüme yollayan cezasız kalıyor. Toplum düzenimizin ikiyüzlülüğünün en çıplak şekilde ortaya çıktığı konu, iş "kazaları" adı altında işlenen cinayetler.

23,5 Nisan

Hrant Dink'in aramızdan ayrılışının ikinci yılında düzenlenen gece için, onun bazı yazılarını oyuncu, sunucu, spiker vs. olmayan değişik insanlar okudu, bunlara eşlik edecek görüntüler hazırlandı. Bunlardan biri, Nisan'ın 23'ü ile 24'ü arasına sıkışmak üzerineydi ve Deniz Erdem'in okuduğu metne Hrant ile eşi Rakel'in çocukluk görüntüleri eşlik etti.



20 Nisan 2017 Perşembe

Han Şeyhun gaz saldırısıyla ilgili yazılar

Suriye'de, cihatçı ağırlıklı silahlı muhalefetin denetimindeki İdlib vilayetinin Han Şeyhun kasabasında 4 Nisan günü meydana gelen kimyasal silah saldırısı ile ilgili olarak, olayın teknik ve siyasî-diplomatik boyutlarına ilişkin pek çok veriyi ve iddiayı derledim, çeşitli yazılar yazdım. Bunların toplu halde bulunması ve okunması olaya dair düşünmek için yararlı olacaktır. Ayıptır söylemesi, bundan başka derli toplu kaynak da yok zaten. Bu yüzden, olayla ilgilenenlere hizmet bâbından, bu yazıların linklerini burada topluyorum.

Han Şeyhun gaz saldırısı - 1, 6 Nisan

Rusya-Suriye • Kremlin sözcüsü ne demek istedi?, 8 Nisan

Han Şeyhun gaz saldırısı - 2, 13 Nisan

"Sen önüne bak yavrum"!, 13 Nisan

Gaz saldırısı-Rusya • "Göz yummadık, katılmadık", 15 Nisan

Kimyasal saldırısı • "Krater ufak" iddiası, 20 Nisan

Kimyasal saldırısı • "Krater ufak" iddiası

Birleşmiş Milletler’in eski silah denetçisi, Avusturalya Savunma İstihbarat Örgütü’nün eski direktörü Rod Barton, Han Şeyhun gaz saldırısına ilişkin yeni sorular yarattı. Barton, Han Şeyhun’daki bir caddede kimyasal silahı taşıyan bombanın yolaçtığı söylenen kraterin, bu kadar çok insanı öldürecek patlamaya göre küçük olduğunu ileri sürdü.

Irak’ın biyolojik savaş programını ortaya çıkaran ekipte görev yapmış olan Barton, çukurdaki kapsülün Suriye yapımı olduğuna, fakat roketle atılıp atılmadığını henüz bilmediğimize işaret etti. Barton’a göre, seksen kişiyi öldürecek çaptaki kimyasal silahın bir tek ufak roketle atılmış olması mümkün değil. Fotoğraflarda gördüğümüz krateri açacak roketle ancak “birkaç litre” kimyasal silah atılabilir, diyor Barton.

Rod Barton, saldırıyı Suriye’nin yaptığından şüpheli. Buna karşılık, herhangi bir miktarda sarini hazırlamanın kolay olmadığını, silahlı muhalif grupların bunu becerebilecek donanıma sahip bulunmadığını da söylüyor. “İslâm Devleti” örgütü veya başka grupların daha önce kimyasal silah imal ettiğini, ama hardal gazı yapabildiklerini, sarin yapabilmeleri ihtimaline şüpheyle yaklaştığını belirten Barton, Türkiye Sağlık Bakanlığı’nın sarin bulgusuna da şüpheyle bakıyor, laboratuvar analizleri ve örnek eşleme alanında Ankara’nın elinde yeterli teknoloji ve uzmanlık bulunduğundan emin olmadığını söylüyor.

* * *

Barton'ın görüşlerini daha önce burada ve P24'te yayımladığım Han Şeyhun yazılarına ilave edebilirsiniz.

"Hayır ve Ötesi"nin açıklaması • Vaziyet vahim

Hayır ve Ötesi inisiyatifinin referandum sonuçlarına ilişkin açıklamasını olduğu gibi sunuyorum. 961 sandıkta oylarının tamamının evet çıktığını, bu sandıkların yaklaşık üçte birinde seçmenlerinin eksiksiz hepsinin gidip oy atmış göründüğünü, Viranşehir'de birçok seçmenin imzasının tek elden çıkma olduğunu belirtmekle yetineyim. Açıklama şöyle:
İki ay boyunca yaptığımız çalışmalar süresince "Sandık Bize Emanet" demiştik. Gereğini yerine getirmenin gönül rahatlığıyla bu ön raporu bilgilerinize sunuyoruz.

16 Nisan 2017 Pazar günü yapılan Anayasa Değişikliği Halk oylaması ile ilgili olarak; emaneti sahiplenen gönüllülerimizden gelen ve halihazırda toplam kullanılan oyların yaklaşık yüzde 25’ine karşılık gelen tutanak bilgileri Hayır ve Ötesi veri sistemine kaydedilmiş durumdadır. Veri girişi işlemleri ve seçmen sandığı bazında veri analiz çalışmaları aynı titizlikle devam etmektedir.

Bu çerçevede, Hayır ve Ötesi gönüllülerinin temin ettiği ve veri sistemine girişi yapılan ıslak imzalı sandık sonuç tutanakları tek tek incelenmiş; YSK verileriyle birlikte değerlendirilmek suretiyle aşağıdaki tespitler yapılmıştır. Bu tespitler ön çalışma sonuçları olup, detay ve tam kapsamlı rapor tamamlanmasının hemen akabinde kamuoyunun dikkatine ayrıca sunulacaktır.

Tespit 1

YSK verilerine, aşağıda örnekleri de verilen, başta Şanlıurfa’nın Akçakale, Viranşehir, Hilvan ve Muş’un Hasköy, Yozgat’ın Çekerek ilçeleriyle, Sakarya’nın Akyazı ilçesi olmak üzere; 961 adet seçmen sandığında kullanılan oyların tamamı, yani yüzde 100’ü EVET mühürlü olup, HAYIR mühürlü oy adet ve yüzde olarak SIFIR’dır.

1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde, ihmal edilemeyecek derecede muhalefet partisi seçmenine sahip olduğu anlaşılan söz konusu sandıklardaki bu sonuç, hayatın olağan akışına ters olarak değerlendirilmektedir.

19 Nisan 2017 Çarşamba

Kayyım atanan yerlerde Kürt oyları

Belediyelerinden seçilmiş insanların sürüldüğü, kiminin hapse atıldığı, yerlerine kayyım atanan 72 belediyenin 55’inde hayır çıktı.

Diyarbakır’da (bütün şehir) % 67,6,
Sur’da % 64,9,
Kayapınar’da % 69,1,
Van/Özalp’te % 78,6,
Başkale’de % 81,4,
Saray’da % 71,6,
Mardin/Nusaybin’de % 78,9,
Hakkâri’de % 72,6,
Şırnak/Cizre’de % 80,8,
Uludere’de % 70,6,
Batman’da % 67,9,
Ağrı/Diyadin’de % 68,1,
Doğubeyazıt’ta % 76,2,
Erzurum/Karayazı’da % 60,
Iğdır/Tuzluca’da % 61,9,
Muş/Bulanık’ta % 72,1,
Varto’da % 86,
Malazgirt’te % 71,5,
Dersim’de % 85,8,
Mersin/Akdeniz Belediyesi’nde % 76,3,
Kars/Digor’da % 71,2 oranlarındaki hayır oyları göze çarpıyor.

Kayyım atanan yerlerin 17’sinde evet çıktı:

Diyarbakır/Hani’de % 56,1’le,
Van/Gürpınar’da % 53,4’le,
Bahçesaray’da % 68’le,
Mardin/Artuklu’da % 58,2’yle,
Ömerli’de % 60,9’la,
Savur’da % 50,4’le,
Batman/Gercüş’te % 61,6’yla,
Siirt/Baykan’da % 53’le,
Ağrı/Tutak’ta % 56,5’le,
Erzurum/Hınıs’ta % 51,3’le,
Urfa/Viranşehir’de % 58,2’yle,
Bozova’da % 65,6’yla,
Bitlis’te % 60’la,
Mutki’de % 86,4’le (bu rekor!),
Hizan’da % 67,4’le,
Güroymak’ta % 56’yla,
Elazığ Karakoçan’da % 57,8’le.

Kürt illerinde, yakın zamanda yaşananlar, tehditler, birçok yerde sandıkların çevresinde polisin, jandarmanın, özel harekâtçıların, korucuların bulunması, rahat oy kullanamayıp geri dönen yurttaşların olmasının yanısıra oy verme ve sayım işlemleri sırasında tuhaf işler döndüğü yolunda güçlü şüpheler var. Tek bir hayır oyunun bile çıkmadığı, evet’lerin blok halinde bulunduğu sandıklar, meşhur mühürsüz zarflar gani. Kapısında sivil bir adamın kaleşnikofla beklediği "evet'çi" sandık fotoğrafı bile gördük.

Son iki yılda yaşanan maddî-manevî yıkım sürecine rağmen, özellikle kayyım atanmış yerlerde Kürtlerin boşvermedikleri, koyvermedikleri görülüyor. Gidip hayır oylarını atmışlar.

Buna rağmen, Türkiye’nin batısındaki muhaliflerin bir kısmına yaranamadılar. Referandumun hemen ertesi günü, “Erdoğan Kürtler sayesinde kazandı” muhabbetleri başladı. Artık epeyce sinir bozan ve pek tedavi edilebilir de gözükmeyen bu pişkin ve küstahça tavır hakkında uzun boylu konuşacak laf yok. İzan ve utanma arlanma duygusu sonradan kazanılamıyor demek ki.

15 Nisan 2017 Cumartesi

Gaz saldırısı-Rusya • "Göz yummadık, katılmadık"

Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nde (OPCW) Rusya adına bulunan Daimi Temsilci Aleksandr Şulgin, Han Şeyhun gaz saldırısı konusunda Rusya'nın tavrına ışık tutabilecek sözler etti. Sputnik'in haberine göre, Şulgin, "Suriye'deki trajik olaylara müsamaha gösterdiğimiz, hattâ kimyasal silahla işlenen suça katıldığımız yönündeki suçlamaları şiddetle reddediyoruz," diye konuştu. OPCW İcra Konseyi'nin acil toplantısında konuşan Şulgin, kimyasal saldırıdan haberdar olduklarına dair iddia için, "Bu düpedüz yalan," dedi.

Şulgin'in "trajik olaylar" demesi normal, çünkü Rusya El-Kaide'cilere ait kimyasal silah deposunun vurulduğunu, gazın buradan sızdığını iddia etmişti. Fakat "müsamaha göstermek"ten sözedince işler değişiyor. Burada müsamaha, açık ki, Esad'ın gaz saldırısı yapmasına göz yummak anlamına geliyor. Suçlandıkları şey bu, buna cevap veriliyor. Şulgin de "bunu yapmadık" demiş oluyor. Devamını da "kimyasal silahla işlenen suçlar" diye getiriyor. "Katılmadık" diyor. Oysa resmî versiyona göre zaten katılabilecekleri bir eylem sözkonusu değil. Ancak cihatçıların kimyasal deposunun bombalanmasına katılmış olabilirler. O zaman bütün bu lafların edilmesi gerekmez.

Rusya'nın olaydaki konumu-tavrı, saldırının failine ilişkin güçlü karine oluşturduğu için hayatî.

Şulgin'in sözlerini, Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov'un geçenlerde aktardığım demecine bağlı olarak okumak ilginç olur: "ABD-Suriye • Kremlin sözcüsü ne demek istedi?"

Bu haftaki P24 yazımda da Rusya'nın konumuna ilişkin kısımlar var: "Han Şeyhun gaz saldırısı - 2"

13 Nisan 2017 Perşembe

"Sen önüne bak yavrum"!

Han Şeyhun gaz saldırısı, birkaç ayrı kulvarda gelişmelere yolaçacak gibi görünüyor. Bunlardan biri, Ankara-Moskova ilişkileri. Bu alandaki bir-iki ufak işarete göz atmak, Türkiye’nin, özellikle dış ilişkiler alanında nasıl acemice, nasıl idraksizce, nasıl bodoslama yönetildiğini anlamak bakımından yararlı.

Bakın, bir-iki olayı ardarda dizince nasıl bir manzara ortaya çıkıyor:

Merkezi Lahey’de (Hollanda) bulunan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nden (OPCW) uzmanlar Türkiye’ye geldi. Görevleri, Han Şeyhun saldırısında kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını tesbit etmek. (Kimin kullandığını değil!) Kurbanlardan alınan örnekleri ve başka verileri inceleyecekler, üç-dört hafta içerisinde hükme varacaklar.

Türkiye Cumhuriyeti’nde yetişmiş insanlar olarak bu son derece gereksiz ve saçma vaziyet karşısında infiale kapılmak hakkımız: Daha neyi araştıracaklar? Biz, tarafımıza göre, kimin attığından bile eminiz. Yalan yanlış bin türlü delilimiz var. Fakat zaten bizim delile de ihtiyacımız yok.

Ne yazık ki işler böyle yürümüyor. Çünkü uluslararası düzeyde otoritesi ve tarafsızlığı kabul edilmiş uluslararası kurallar, usûller, örgütler var.

Ve şu anda şu dünyada eğer bir devletin yetkililerinin şuursuzca ortaya atlamayıp bu uluslararası teamüllere işaret etmesi gerekiyorsa, her şeyden önce kendilerinin hayrınaysa, o bizimkidir.

Bu yüzden de, TC sağlık bakanının, son derece nazik ilişkilerin pamuk ipliği üzerinde yürütülebildiği Rusya yöneticilerinin gözünün içine baka baka, “Han Şeyhun’da sarin kullanıldığı kanıtlandı” açıklaması yapması, Moskova’da birilerinin sandalyelerinden düşmesine falan yolaçıyor.

Bunlar yerlerine tekrar oturduklarında muhtemelen öfkelerini yatıştırmış, üç sonraki adımı tasarlıyor oluyorlar, biz de dışişleri bakanının bitirim yeni yetme tarzı yeni demecini hazmetmeye uğraşıyor oluyoruz.

Sonra birden, nasıl aşağılandığını bile anlamadan aşağılanıyorsun. Rusya Dışişleri Sözcüsü Maria Zaharova, haftalık olağan basın toplantısında, hiç ama hiç olağan olmayan bir tavır takınıyor, “sen önüne bak yavrum” demeye getiriyor. Zaharova’ya TC sağlık bakanının “sarin kullanıldı, kesin” açıklaması soruldu. Sözcü önce, bu konudaki tesbiti Türkiye’nin değil Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün yapması gerektiğini hatırlattı. “Bence,” diye devam etti, “Türkiye sağlık bakanlığı, turizm sezonu öncesinde deniz sularının analizi, turizm belgelerindekiler de dahil olmak üzere gıda ürünlerinin kalite kontrolu ile uğraşmalı.”

Kesiveririz turistinizi! Rus uçağını düşürdükten sonra düşülen durum ders olmadı. Hiçbir şey ders olmuyor. İdrak yetmiyor.