23 Ocak 2017 Pazartesi

El-Bab civarında neler oluyor - bir öğrenebilsek...

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Türkiye'yi yönetenler, bu toprakları vatan haline getirebilmek için daha çok şehide ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Bugüne kadarkiler yetmemiş anlaşılan. "El-Bab'tan gireriz, Musul'dan çıkarız!" haykırışlarıyla başlatılan Fırat Kalkanı Harekâtı El-Bab'da "İslâm Devleti" örgütünün (DAİŞ) savunma duvarına dayandı kaldı. El-Bab sonunda muhtemelen alınacak, fakat halen sayıları elli ikiyi bulmuş ve korkarım artacak olan şehitlerin ne uğruna can verdiği huzursuz edici bir soru olarak varlığını sürdürecek. Öyle görünüyor. Kimileri bu huzursuzluğun zerresini hissetmeyecek. Bu da görünüyor.

El-Bab'ta ne oluyor bitiyor, doğru dürüst haber alamıyoruz. Resmî açıklamaların güvenilirlik derecesi elbette sınırlı. Üstelik hakikat yine hamaset barajına takılıyor. Olan biteni genel olarak merak eden ve en son birkaç gelişmeden haberdar olmak isteyenler için, öğrenebildiklerimi, düşünebildiklerimi kısaca toparladım. Harita da fikir verici olacaktır umarım.

(Lütfen haritaya tıklayıp ayrıntıları görün.)

HESAP NEYDİ, VAR MIYDI? • Harekâtın hiç de baştan hesaplandığı -veya hesaplanmadığı- gibi gitmediği ortada. "İki günde alırız" diye başlatılan kuşatma neredeyse ikinci ayında, Menbic'in YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından alınış sürecini izleyen herkes, El-Bab'ın ele geçirilmesinin hiç öyle söylendiği gibi kolay olmayacağını görebiliyordu. Bu defa güçlü bir düzenli ordunun harekâtta yeralmasının şüphesiz sonucu etkileyebileceği, ama eğer DAİŞ direnecek olursa harekâtın çok cana mal olacağı kestirilebiliyordu. Bizi yönetenler ve iktidar propaganda aygıtının söylemleri, savaşa katılacak askerlere moral verme gayretiyle açıklanamaz. Ortada gerçeklerin gizlenmesi ve çarpıtılmasına yönelik ağır çalışma var. Menbic'te, haftalarca süren kuşatma ve şehir savaşında, sonunda muzaffer olan SDG'nin yüzlerce savaşçısı öldü. TSK şimdilik elli iki şehit verdi, ancak ÖSO'culardan kaçının öldüğü resmî açıklamalarda yeralmıyor bile.

TSK ARTIK SADECE "DESTEKÇİ" DEĞİL • Ankara, birkaç yüz askeri ÖSO'culara destek olarak göndermenin "oradan gireriz buradan çıkarız" tehditlerini gerçekleştirmek için yeterli olacağını sahiden düşünmüş müydü, bilemiyoruz. Ancak şu anda oradaki asker sayısı, uzmanların söylediğine göre beş binden az değil, yedi bin diyenler var. Daha yeni, İzmir Bornova'dan takviye komando birliği gittiğine ilişkin haberler dolaştı. Ve artık Fırat Kalkanı Harekâtı'nın gövdesi "TSK destekli ÖSO" değil. El-Bab civarında DAİŞ'le savaşan, bu gidişle başka pek çok yerde SDG kuvvetleriyle karşı karşıya gelecek olan birlikler, esas olarak Türk komandolarından oluşuyor. ÖSO'cular garnitür kaldı. Kaldıysa.

DAİŞ'İN SAVUNMA SAVAŞI ŞEMASI • DAİŞ'in elindeki yerleri almak için girişilen harekâtlarda çatışmaların belirli bir şemaya göre geliştiğini artık rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir köye TSK+ÖSO kuvvetleri giriyor, tamamı alınacak sanılıyor, her tarafı mayınlamış ve tuzaklamış olan DAİŞ intihar saldırılarıyla atağa geçiyor, birtakım yerleri yeniden alıyor, sonra her şey baştan başlıyor. El-Bab'taki meşhur hastane savaşında, Şeyh Akil Tepesi'nin Fırat Kalkanı kuvvetlerince önce alınıp sonra kaybedilişinde, daha önce Menbic ve başka pek çok yerde görülmüş olan aynı taktikler sergilendi. DAİŞ bazen bazı sokaklardan çekiliyor, binaları boşaltıyor, düşmanının içerilere girmesini âdetâ teşvik ediyor. Ve önceden hazırladığı planlara göre, savaşçılarını kazdığı tünellerden düşmanının cephe gerisine gönderiyor veya birden intihar eylemcileri bombalı araçlarla beliriveriyorlar.

SAVAŞ ALANINDAN HABER VEREN KİMSE YOK • AA’ya göre TSK bugün El-Bab ve civarında 165 “DAİŞ hedefi” vurdu. Bu hedeflerin ne olduğunu, verilen zayiatı ancak resmî açıklamadan öğreniyoruz. Ordu, "örgüt mensuplarınca kullanılan barınma yerleri, savunma mevzileri, komuta kontrol tesisleri" diyor. TSK açıklamasına göre 11 DAİŞ’li öldürülmüş, bir obüsle üç de bombalı araç tahrip edilmiş. TSK hava saldırıları veya bombardımanlarından sonra DAİŞ genellikle vurulan sivillere dair açıklamalar yapıyor. Bunların doğruluğunu da kimse sınayamıyor. Yerleşim yerlerinin bombalandığına şüphe yok, ama buralarda ne oranda sivillerin bulunduğunu bilmiyoruz. DAİŞ'in bütün tedbirlerine ve iki ateş arasında kalma riskine rağmen El-Bab yakınındaki bazı köylerden kaçabilenlerin anlattıkları, sivil halkın çok zor durumda olduğunu ve devamlı kayıplar verdiğini gösteriyor. Zira DAİŞ'çiler köy evlerine yerleşip buraları bir süreliğine mevzi olarak kullanıyor, sonra yer değiştiriyorlar, ancak mevzi olarak tesbit edilen bu evler bilahare bombalandığında orada yalnız siviller kalmış olabiliyor. Bu yüzden, DAİŞ'çilerin kullandığı evlerdeki insanlar can pahasına kaçmaya çalışıyorlar, ama bu defa da DAİŞ'çilerce fark edilip yakalanıyor ve öldürülüyorlar. Pek azı kaçabiliyor. Eğer kaçabilenler güvenli yerlere kapağı atıp verdikleri bilgileri dünyaya duyuracak birilerine denk gelirlerse, biz de ufak tefek ayrıntıları öğrenebiliyoruz.

ÇARPITMA ÖRNEĞİ • 22 Ocak'ta daha çok DAİŞ yanlısı sosyal medya hesaplarından yayılan “El-Bab’da TC tankı ele geçirildi” haberi eski. Tank ele geçirdiler. Ama daha önce. Bunu tekrar piyasaya süren hesaplar daha çok propagandacılar ve yaygaracılar. DAİŞ'in iki Türk Leopard 2A4 tankını ele geçirdiğine dair haberler, örgütün intihar saldırılarıyla bir günde on beş askeri şehit ettiği, 2015 Aralık sonlarına aitti. Kimi haberlere göre DAİŞ iki tankı ele geçirmiş, kimilerine göre çatışmada geri çekilirken sahada bırakılan, iki de değil üç tankı TSK jetleri daha sonra vurup kullanılmaz hale getirmişti. Bir versiyon da, iki tankın kullanılmaz hale getirildiği, birine DAİŞ'in elkoyabildiği yolundaydı. Şimdi dolaştırılan fotoğrafın, 16 Aralık'ta DAİŞ tarafından vurulan Sabra M60 tankına ait olduğu söyleniyor. (Tanktan anlamam, çok yerde tekrarlananları aktarıyorum.)

SÜFLANİYE MUAMMASI • Başlıbaşına muamma haline gelen El-Bab kuşatmasının yanısıra, kasabanın kuzeydoğusundaki Kabasin ve Süflaniye köylerinin vaziyeti de müstakil muammalar oldular. Kabasin ve Süflaniye şimdiye kadar sayısız defalar el değiştirdi. Aynı gün, aynı saat içinde, Fırat Kalkanı destekçisi hesaplar buraların alındığını duyuruyor, DAİŞ hesapları geri alındığını ileri sürüyor. Üç gün önce beş askerin intihar saldırısı sonucu hayatını kaybettiği Süflaniye’deki durumu bilen yok, anlaşıldığı kadarıyla. Veya o da bize söylenmiyor. Fırat Kalkanı destekçisi hesaplar, Süflaniye’ye hakim olunduğunu, burada bir DAİŞ emirinin ele geçirildiğini ileri sürüyorlar. Ancak başkaları da köyün DAİŞ tarafından geri alındığı iddiasında. Anlayabildiğimiz kadarıyla, Fırat Kalkanı kuvvetleri şimdiye kadar Süflaniye'yi almak üzere sekiz-dokuz defa hücuma geçti, bunlardan bazılarında, sonra yeniden kaybetmek üzere, köyü ele geçirdi; ancak hâlâ sonuç belli değil. Bir iddia, köyden çekilinmediği takdirde DAİŞ'in atış menzilinde kalınacağı, bu yüzden DAİŞ'çileri temizledikten sonra Fırat Kalkanı askerlerinin geceleri köyü boşalttığı. Bu, DAİŞ'çiler geri geliyor mu demek? Askerî uzman değilim, çözemem.

KABASİN MUAMMASI • Kabasin için de aynı şey geçerli. Kabasin'in de yalnız 2016 Kasım'ının ortalarından sonuna kadar altı defa el değiştirmiş olması gerekiyor; bize ulaşabilen haberlere, iddialara göre. Şimdi, "Kabasin alındı" duyurularıyla, "Fırat Kalkanı birlikleri Kabasin'i almak için hazırlık yapıyor" paylaşımları birarada geziyor.

TEL RIFAT'TA ÇATIŞMA • Efrin Kantonu’ndaki YPG ve SDG kuvvetleri ile Fırat Kalkanı bünyesindeki Türk askerleri ve ÖSO’cuların çatıştığı bildiriliyor. Çatışma Tel Rıfat yakınında. Türkiye’nin buraya hava akını yaptığı iddiaları da ortalıkta uçuşurken, iddiasını “Fırat Kalkanı kuvvetleri Tel Rıfat’taki SDG mevzilerine ağır makineli ateşi açtı” ile sınırlı tutanlar da var. Tezahüratçı hesaplardan “leş aldık!” çığlıkları da yükseldi. Bunlar her fırsatta aynı çığlıkları attıklarından, söylediklerine güvenemiyoruz haliyle.

SURİYE ORDUSU İLE TSK ARASINDA 5 KM KALDI • Gelişmeleri daha da tehlikeli kılabilecek olan bir etken, Suriye ordusunun Halep’in kuzeydoğusunda, El-Bab’a doğru giriştiği harekât. Suriye ordusu köyleri ele geçirerek El-Bab’a yaklaşıyor. Şu anda Suriye ordusuyla TSK arasında beş kilometre kaldı ya da kalmadı.

12 Ocak 2017 Perşembe

Hrant öldürüldü, on yıl geçti

Hrant'ın gazetesi Agos'un önünde vurulmasının üzerinden on yıl geçti. Utançla dolu on yıl. Devlet içerisinden, zaman zaman birbirlerinin gırtlağına sarılanlar dahil, akla gelebilecek her kesimden resmî görevlinin bir şekilde bulaştığı bir cinayetti bu. Tetikçilerin yakalanmasını izleyen ve bir adalet skandalı olarak cereyan eden, sonunda da tam bir rezaletle sonuçlanan mahkeme, yargı tarihine bir yüz karası olarak geçti. Cinayet öncesinde, ertesinde, soruşturma ve mahkeme sürecinde, Hrant'ı aramızdan alan devlet içi organizasyon ortaya çıkmasın diye herkes elbirliğiyle uğraştı.



Nihayet bugün, ilgili devlet görevlilerinin bir kısmının tetikçi ve şürekâsıyla beraber yargılandığı bir dava görülüyor. Fakat burada da amaç cinayeti bütünüyle "FETÖ" denen ne idüğü belirsiz, ihtiyaca göre tarif edilen yapıya yıkmak. Bugünün suçlanan "FETÖ'cü"leri cinayet işlendiği, deliller karartıldığı, sağlıklı soruşturma ve yargıya engel olunduğu sırada mevcut iktidar adına iş gören gayet gözde şahsiyetlerdi. Ayrıca, cinayetin devlet içi bağlantılarının örtülmesi, bunların üzerine gidilmemesi konusunda bu on yıl boyunca hükmetmiş herkesin çok büyük günahı var.

Hrant'ın Arkadaşları olarak elimizden gelen, artık iyice azalmış toplumsal ilgi ve desteğe rağmen mahkemeyi izlemek ve 19 Ocak'larda kimimizin arkadaşı, kimimizin ağabeyi olan, eşi az bulunur o insanı anmak.

5 Ocak 2017 Perşembe

Azez'de bombalı araç saldırısı

Fırat Kalkanı harekâtıyla ele geçirilen bölgenin artık cephe sayılamayacak bir yerinde, Türkiye sınırına 6, Kilis'e 15 km uzaklıktaki Azez'de "İslâm Devleti" örgütü öğle saatlerinde bombalı araç saldırısı yaptı. Neyse ki başarılı olamayan saldırıda 70 yaşında bir kadınla 23 yaşında bir erkek hafif yaralandı ve Azez'de Ehli tıp merkezine kaldırıldılar.

İD (DAİŞ-IŞİD) meselesi küçümsenmeye, saptırılmaya, bu örgüt üzerinden çıkar hesapları yapılmaya devam ediliyor. Bu saldırının yapıldığı yere en yakın İD bölgesi 40 km ötede. Görülüyor ki, arkayı dönmeye gelmiyor. "Emniyete aldık, güvenliği sağladık" dediğiniz yerden örgüt bombalı araçla çıkıyor.

Bu arada, örgüt 2017'nin ilk infaz videosunu yayımladı. Büyük bölümü Musul'da Irak kuvvetlerine karşı girişilen bombalı araç saldırılarının görüntüleri ve bunların öncesinde intihar eylemcileriyle yapılmış görüşmelerden meydana gelen 42 dakikalık videonun son altı dakikasında, casuslukla suçlanan iki Iraklı'nın (biri kafası kesilerek, öteki boğuarak) infaz edilişi gösteriliyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin, ordusuyla, Fırat Kalkanı harekâtı kapsamında güven altına aldığı Azez içerisindeki vaziyetleri merak eden olursa, şu ufak haberi paylaşabiliriz: Yerel konsey, ana pompayı onarabilmek için Ahrar el-Şam'ın su işleri binasını tahliye etmesini istemiş.

[ EK / 7 OCAK / Başarılı olamayan ilk saldırıdan 48 saat kadar sonra İD yeni bir bombalı araç eylemiyle -şimdilik bilebildiğimiz- 60 kişiyi öldürdü. ]

30 Aralık 2016 Cuma

Rusya'ya göre ateşkesi kabul eden örgütler

Suriye'de, kimsenin pek uzun süreceğine ihtimal vermediği bir yeni ateşkes süreci, 29 Aralık'ı 30'una bağlayan geceyarısı (TSİ 01:00) yürürlüğe girdi. [ EK / 02:46 / İlk çatışmaların yeniden başladığına dair iddialar duyulmaya başlandı! ] Bu anî gelişmede Türkiye'nin rolü olduğu belli, ama atekesin Rusya'nın inisiyatifiyle yürürlüğe sokuluş tarzı, Ankara'nın şimdiye kadar sıkı fıkı olduğu cihatçı silahlı örgütlerle bundan sonrası için nasıl bir ilişki öngördüğü konusunda muğlaklık yaratıyor.

29 Aralık 2016 Perşembe

DAİŞ aşkı karşılıksız galiba

“İslâm Devleti” örgütü (DAİŞ-IŞİD), el-Bab’da iki kişiyi “Fırat Kalkanı” harekâtı için çalıştıkları gerekçesiyle idam etti. Amed Afure ve Muhammed Afure, bu gerekçeyle yaklaşık iki ay önce tutuklanmışlardı.

Twitter’daki İD yanlısı hesapların birinden olay şöyle duyuruldu:

“Bugün Haçlı Köpeği Laik Dinsiz TCye Ajanlık YAPAN 2 MİT köpegi #albab ta gebertildi ! Allahu Akbar ! #sondakika”.

Aynı hesaptan, hemen hemen aynı zamanda “#fıratkalkanı #albab #akp #sondakika” başlıklarıyla iki fotoğraflı bir başka tweet daha atıldı: “Katil Zionist Askerleri ile Katil Haçlı Tasmalı Türk askerlerinin Ortak noktası !” İD yanlısı hesap sahibi, sözkonusu “ortak nokta”yı fotoğraflarla anlatmak istemişti. Fotoğraflardan birinde, muhtemelen omuzdan atmalı silaha ait bir mermi başlığı görülüyordu. Üzerine “El BAB’tan SEVGİLERİMLE #POLATLI#” yazılmıştı. Herhalde Polatlılı bir asker tarafından. Gazze saldırılarından hatırladığımız, dünyanın bir kısmında infial yaratmış öteki fotoğrafta ise, benzer roket başlıklarına “sevimli” yazılar yazan İsrailli çocuklar görülmekteydi.

[ EK / İD yanlısı çeşitli hesaplarda Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında kullanılan sıfatlar giderek ağırlaşıyor. Bunları hiçbirimizin kamu açık yerde alenen aktarması mümkün değil. ]

27 Aralık 2016 Salı

Yedek milletvekili asili öldürür mü?

Hürriyet yazarı Murat Yetkin, iktidar partisi kulislerinden alınmış bilgilere dayandırdığı anlaşılan yazısında ("Anayasa sıkıntısı AK Partiyi zorluyor"), seksen milyonun kaderini tek adamın iki dudağının arasına tıkıştırmayı hedefleyen "başkanlık teklifi"nin Meclis'ten sanıldığı kadar kolay geçemeyeceğini ileri sürdü. Yetkin'e göre, teklife bizzat AKP içinden ciddî itirazlar var. Teklif geçer mi geçemez mi, bilemem, takıldığım şey başka.

"İtirazlar ciddi konularda" arabaşlığı altında Yetkin, AKP'lilerin teklife ilişkin çeşitli eleştirilerini aktardı. Biri şöyle:

"...Yedek milletvekilliği istenmiyor. Hemen her toplantıda, 'Türkiye’nin Almanya olmadığı' ve işin kısa sürede 'siyasi cinayetlerin' başlamasına neden olacağı konuşulmuş..."

Yani: İktidar partisinin bazı milletvekilleri düşünüyor ki, yedek milletvekilleri bu koltukta asaleten oturanları öldürebilir; yerlerine geçmek için! Haydi azıcık yumuşatalım, illâ öldürme kastediliyor olmasın, bu durumda da herhalde kaset komploları, şantaj dümenleri vs.'den sözediliyordur, "siyasî cinayet" denirken. Hani ölüm değil de istifa getiren türden.

21 Aralık 2016 Çarşamba

Şehmus'un ardından, hastalığımızla başbaşa

Amedspor futbol takımının kaptanı Şehmus Özer trafik kazasında hayatını kaybetti. Binbir güçlük ve alenî haksızlığa rağmen “çıkıp topunu oynamaya” uğraşan Amedspor camiası için kahredici, memlekette barış ve eşitlik içinde kardeşçe yaşamak isteyenler için, azıcık aklı, idrakı, vicdanı kalmış herkes için üzülünecek olaydır.

Ve fakat, ölüm haberi duyulur duyulmaz bilumum faşistler sahaya çıktı, her defasında yerlere saçtıkları nefret kusmuklarını yalayıp yutup tekrar saçabildikleri için, bu defa da aynı ifrazat işlemini bütün o ihtiras ve sapkınlıkları içerisinde yürütmeye koyuldular.

Berkin Elvan'ın annesinin yuhalatılmasıyla resmiyet ve meşruiyet kazanan, Ankara katliamı kurbanlarına gösterilen muamele ile hakim trend, yakma-yıkma operasyonlarıyla günün modası haline gelen tutum pekişerek sürüyor. Ölenlerin arkasından türlü rezillik yapılıyor.

20 Aralık 2016 Salı

Dink davasında gelinen aşama

Dink cinayeti davasında yeni hafta dolayısıyla, gelinen noktaya dair toparlamamız. Özellikle gazeteci arkadaşların dikkatine.

Cinayette katkısı veya ihmali olan polisler, 9 yıl sonra, nihayet, tetikçilerle birlikte, aynı davada yargılanıyor.

Yeni iddianame sürecinde bazı polisler tutuklanmıştı, FETÖ bağlantısı nedeniyle bunlara eklenenler oldu.

İlk cinayet davası müsamereydi, orada adaletle alay edilmişti. Bu sefer dava sahici olabilir, ama güçlü engeller var.

13 Aralık 2016 Salı

Hassasiyet • Bir 13 Aralık filmi

17 yaşında bir genci, yaşını büyüterek asmazsa incinebilen, hassas kudret mekanizması... Cinayete, eğer katılmıyorsa, arkasını dönen nazik cemiyet...

13 Aralık 1980'e dair hatırlatma.



Meraklısı için izahat: Altı yıldır pek çok defa başına oturduğum, geçen geceye kadar bir türlü "oldu" diyemediğim bir deneysel film bu. Görüntüleri bir Ankara yolculuğunda -o sırada Haydarpaşa'dan trene binip Ankara'ya gidebiliyorduk- gelişigüzel çekmiştim. Filmde, trende çekilmiş bazı orijinal sesler var; ama ilave efektler ve bazı müziğimsi parçalar da yeralıyor. Bunlar, Tiyatro Oyunevi'nin bir oyunu için daha önce yaptığım çalışmadan. Oyunu Murat Uyurkulak'ın Tol romanından ("Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi") Mahir Günşıray uyarlayıp yönetmiş, Güven İnce ile birlikte oynamışlardı. (Romanda okkalı bir tren yolculuğu faslı vardır.)

8 Aralık 2016 Perşembe

Yeni bir olgu: "Suriye Ulusal Direnişi"

Adı ilk defa karşımıza çıkan veya varlığı ilk defa bu adla karşımıza çıkan bir kuvvet, El-Bab’a doğru ilerleme harekâtında Suriye ordusu ile birlikte savaşıyor. “Suriye Ulusal Direnişi”, Suriye’nin bütünlüğünü savunan çeşitli “yurtsever” gruplardan bir koalisyon diye tarif ediliyor. Kritik bir ayrıntı, bu birlikte, Halep kuzeyi ve doğusundan Arap ve Kürt savaşçıların birarada bulunması.

Üç ay önce oluşturulduğu söylenen ve El-Bab harekâtı ile ilk “resmî” savaşına katılan “Ulusal Direniş” hakkında şimdiye kadar herhangi bir tanıtıcı haber çıkmamıştı. Örgütün kendini “Suriyeli” olarak tanımlayan “yurtsever güçler” arasında ayrılık-gayrılığı gidermeyi amaçladığı yollu tarifler yapılıyor.

YPG ile ilişkileri var mı?

Suriye bayrağı altında savaşan sözkonusu kuvvetin oluşturulmasında YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) payı, Ulusal Direniş’in gücüne SDG’nin katkısı var mı? “Ulusal Direniş Güçleri” formülü, El-Bab harekâtında Suriye ordusu ile SDG’nin birlikte hareket edebilmesi için mi meydana getirildi?

7 Aralık 2016 Çarşamba

Halep'te gayriresmî "savaş bitti" ilânı

Silahlı muhalif grupların ve cihatçı örgütlerin elindeki Doğu Halep'i ikiye bölen Suriye ordusu, kuzeyde kalan parçayı da ele geçirdi ve muhalifler artık iki hafta kadar önce sahip oldukları arazinin yaklaşık yüzde otuzuna sıkıştılar. Rusya ve Suriye uçaklarının "bitirmecesine" bombardımanı ve buna eşlik eden ordu ve milis harekâtı, silahlı örgütlerin soluğunu kesmiş görünüyor. Halep'te gidişatın, tersine çevrilmesi şöyle dursun, yavaşlatılması bile artık imkânsız.

Nitekim, silahlı grupların “Halep Şehri Liderlik Konseyi” imzasıyla yayımladığı çağrı, bu kadim şehir için yürütülen hayatî savaşın sonuna gelindiğinin yazılı belgesi gibi.

Gazetecilik üzerine yazılar

Üç haftadır P24'teki yazılarımı gazeteciliğin dönemsel gibi gözüken yapısal sorunlarına ayırıyorum. Çeşitli araştırma ve istatistiklerden de faydalanarak yazdığım yazıların sadece meslektaşlarımızı ilgilendirmediğini, genel olarak "medya" sorunlarına merak duyan herkesin bunlarda işine yarar birşeyler bulabileceğini sanıyorum. Şimdilik üç yazı oldu, gerisini getirmeye çalışacağım.

Ana akım medyanın tekliğe ve yokluğa gidişi
Mağdurlar ve "normal insanlar"dan uzakta gazetecilik
Sürat sanıldığından tehlikeli